ZEMBEREK
uyanmaya
yüz tutmuş
yerinden
kimsesiz bir
rüyanın,
baktım denize;
içimde
dünyanın hâlâ
kuramadığı
o cümle;
kurulsun diye beklediğim…
öylece
sıyrılıp geldim,
derinimdeki
sağır kuyunun
ağzına;
sustum orda,
sustum;
inatsız…
—siyahın kırmızıya borcu vardı,
geceden—
sustum…
tinim,
gerilmiş yelkendi
tenime;
izini
pusulasız
süremediğim…
kimsesiz kalan
rüyalarda
kerameti kendinden
bilir
her öksüz
asası;
ikiye kırılan
tüm denizlerin,
tekrarlanan
her mitin
ardından
savrulan
nice
yemin,
ve
unutulmuş bir
peygamber izidir
artık
cümlemi sırrıyla gömdüğüm
kuyum,
suskunluğun
biçare kefeninde…
—tesellim: siyah, ödemiş borcunu kırmızıya;
gecesiyle…
—dünyaysa aramakta hâlâ cümleyi—
şimdiki
soluğumda
canlanırken
kıyısında gömüldüğüm
onca
taşın yankısı,
bakıyorum yine
denize,
pas
tutmuş
yerinden
kimsesiz bir
rüyanın;
verilip de
tutulmayan sözü gibi
edilen her duanın,
yetmiyor kıssalar,
bulunamayan cümleler de
yetmiyor;
gerilen
zembereğini
boşaltmaya
dünyanın…
***


















