SİZİN HİÇ EŞİNİZ ÖLDÜ MÜ HEM DE 14 ŞUBAT'TA
Şubat'ın ortaları soğuk bir hava. Nerdeyse ilk cemre düşecekti. Oysa Nevin'in yüreği kor gibi yanıyordu. Ah! Nevin su perisi kadar güzel mavi gözleri şişmişti ağlamaktan...
Daha otuzlarında, uzun boylu sarı saçlı mavi gözlüydü. Asaf'ın biriciği, kıymetlisi, “kiraz mevsimim“ diye sevdiği portakal çiçeği...
5 yıllık evlilerdi, kariyer derken, iş derken çocuk yapmaya fırsat bulamamışlardı.
Nevin’in lise aşkıydı Asaf... Kalbinin heyecanla çarptığı ilk ve tek aşkıydı.
Liseyi birlikte bitirmişler. Üniversiteye başlamışlardı. Farklı yerlerde okusalar da, birbirlerini görmek için zaman yaratıyorlardı.
Nevin Asaf’a, her Sevgililer Günü’nde şiirler yazıyordu. Özlem dolu aşk kokan şiirler. Asaf bir demet papatya buketiyle kalpli çikolatalar ve yüzlerce kalbe yazdığı güzel sözleri kargoyla yollamıştı Nevin’e…
Ara tatiller ikisi içinde bulunmaz nimetti. Her anın tadını çıkarıyorlardı. Artık üniversite bitmek üzereydi.
“Artık evlenelim aşkım” dedi gözlerine bakarak Nevin'in Asaf; “Sensiz bir gün daha geçirmek istemiyorum.”
Bir Temmuz günü sade bir törenle evlendiler.
Geleceğe dair o kadar çok hayalleri vardı ki, saatlerce konuşuyorlardı.
En büyük hayalleri de, çocuk sahibi olmaktı. “Gözleri sana benzesin kız olsun” diyordu hep Asaf...
“Huyu da sana benzesin babası” dedi gülerek Nevin. Çünkü Asaf'ın huyu da, yüreği de çok güzeldi
4'üncü yılları da bitmiş, beşinci yıldan gün almışlardı. Yıllar ne çabuk geçiyordu.
Ertesi gün 14 Şubat'tı. Akşamdan ertesi gün için planlar yapmıştı ikisi de.
Evlilik yıldönümlerine de çok az kalmıştı.
Zar zor kendilerine bir ev bir araba almışlardı ailelerinin desteğiyle...
Sabah karısını öperek uyandırdı Asaf; “Günaydın karıcığım günaydın kiraz çiçeğim.”
“Günaydın sevgilim”dedi Nevin...
Birlikte güzelce kahvaltılarını yaptılar.
Ah! Nereden bileceklerdi son kahvaltıları olduğunu
“Karıcığım akşam yemeğini boğazda yiyelim.”
“Olur” dedi Nevin.
En şık kıyafetlerini giydiler. Hakkını vermeliydiler. Bugün, Sevgililer Günü’ydü.
El ele yürürken Salacak’ta çiçekçiden bir buket papatya aldı Asaf karısına...
İçinden güller almak geliyordu gül yüzlü sevdiceğine...
Ama Nevin papatyaları çok seviyordu. Çünkü papatyalar gibi narindi.
Hafifçe eğilip öperek; “Sevgilim, Sevgililer Günümüz kutlu olsun” dedi Asaf..
“Birlikte yaşayacağımız nice güzel yıllarımız olsun“ dedi Nevin...
Yemek yiyeceği mekana doğru yürürken Nevin çiçeğini kokladı içine çekerek...
Yolun karşısına geçerken öyle bir acı çığlık attı ki Nevin, çiçekleri etrafa saçılmıştı. Hayatı; ömrü biricik aşkı geleceği ilk ve tek sevdiği kocası yerde öyle boylu boyunca yatıyordu.
Araba kullanmayı bilmeyen ehliyetsiz ve %200 promil alkollü bir maganda son sürat hızla çarpmıştı. Asaf'a.
“Kocam! Asaf! Uyan” diye dürttü sertçe . Oysa hiç birbirlerine seslerini bile yüksetmemişlerdi.
Asaf son bir güçle gözlerini açıp; “Seni seviyorum karıcığım” dedi ve gitti ...
“Yaşadığım acının hiçbir dilde tarifi yok. Hücrelerimin her zerresine kadar canım yanıyor. Hayatımın ışığı söndü. Gözlerimin feri söndü. Umudum hayallerim geleceğim bitti...” diye avazı çıktığı kadar ağlıyordu Nevin kocasını doğuran kadının omuzlarında.
Acıdan öyle bir sıkmıştı ki kollarıyla Asaf'ın anneciği Nevini.
“Kızım!” dedikçe feryatlar yükseliyordu. Oğlunun acısı kor yangın yüreğindeyken...
“Nasıl toparlanacağım ben Allah'ım bana güç ver“ diyerek parmağına taktığı kocasının alyansını öperken.
“Sizin hiç eşiniz öldü mü hem de 14 şubat Sevgililer Günü’nde? Benim öldü. Ben de onunla öldüm. Bedenen burdayım ama ruhen yaşamıyorum.”
Ağlayarak uzandı Nevin kocasının toprağına...



















