Advert

Âşık Murat Çobanoğlu - Bir Masalın İçinde / Suna Türkmen Güngör

Hazırlayan: Suna Türkmen Güngör -ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU / BİR MASALIN İÇİNDE

BİYOGRAFİ - 08-04-2026 16:10 445 kez okundu.

Âşık Murat Çobanoğlu - Bir Masalın İçinde / Suna Türkmen Güngör
Advert

ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU / BİR MASALIN İÇİNDE

Her hikâye bir başlangıçla başlar…
Ancak bazı başlangıçlar vardır ki sadece bir insanın değil, bir geleneğin, kültürün hatta bir milletin hafızasının kapısını aralar.

Düşünün; soğuk bir coğrafya, rüzgârın sert estiği, kışın uzun sürdüğü bir şehir ama o sertliğin içinde saklı bir sıcaklık ve burası Kars… Bu topraklarda insanlar sadece yaşamaz, anlatır, söyler. Yaşadıklarını türküye, duygularını söze dönüştürür.
İşte böyle bir coğrafyada 1940 yılında bir çocuk dünyaya gelir. Henüz kimse bilmez ama o çocuk, yıllar sonra sadece kendi hayatını değil, binlerce insanın duygusunu dile getirecektir. Bir sazın teline dokunacak ve o telde bir milletin sesi titreyecektir.

Doğumu Kültür ve Kaderin Yazıldığı Topraklar

Bir insanın kaderi bazen doğduğu şehirde gizlidir.
Toprağın kokusunda, rüzgârın sesinde, gecenin sessizliğinde…
İşte Âşık Murat Çobanoğlu’nun hikâyesi de böyle başlar.

1940 yılında Kars’ın İstasyon Mahallesi’nde dünyaya gelir.
Kars: Sınırların, kültürlerin ve sözlü geleneğin iç içe geçtiği bir coğrafyadır.

Bu şehirde türkü sadece söylenmez, yaşanır. Çobanoğlu'’nun doğduğu ev ise sıradan bir ev değildir. O ev, sözün ve sazın birlikte büyüdüğü bir ocaktır. Babası Gülistan Çobanlar ve onun bağlı olduğu büyük gelenek. Âşık Şenlik’ten süzülen bir miras... Bu miras, sadece teknik bir ustalık değil; bir ahlâk bir duruş bir kimliktir.

Küçük Murat, henüz çocuk yaşlarda sazın gölgesinde büyür. Sazın teline dokunan parmakları belki küçüktür ama o telde dolaşan hisler kocamandır, büyüktür. Köy odalarında anlatılan hikâyeler, kış gecelerinde söylenen uzun havalar, atışmalar, destanlar, ağıtlar; bunların hepsi onun ruhuna işlenir.
Ve âşıklık geleneğinin en önemli eşiği ise gördüğü bir rüyadır.

Bir gece ona çağrı gibi gelir o rüya. Murat Çobanoğlu’nun rüyasında bâde içtiği rivayet edilir. Âşıkların rüyalarında bâde içmeleri sadece bir motif değil, onların onların âşıklık mertebesinde bir dönüşümdür.

Artık  Murat Çobanoğlu gören değil, söyleyen, dinleyen değil, anlatan olacaktır. Rüyasında içtiği o bâde ile âşıklık nişanesi takılmıştır göğsüne. İşte o andan itibaren Murat’ın hayatı sıradan bir hayat olmaktan çıkar. O artık yolcudur.
Sazın yolcusu, sözün yolcusu, gönlün yolcusu olmuştur.

Bir insan doğar, büyür, öğrenir. Fakat herkes kendini bulamaz.
Kendini bulmak; insanın en uzun yolculuğudur. Bu yolculuk, bazen bir isimde gizlidir. Bazen bir seste, bazen de bir susuşta... Bir âşık için ise bu arayış daha derindir. Çünkü âşık sadece kendini değil, sözünü de bulmak zorundadır. Hangi kelime onun olacak, hangi ses onun içinden doğacak, hangi isim, onun ruhunu taşıyacak?

Sanatın Doğuşu Mahlas ve Kimlik İnşası

Her âşık, önce kendini arar. Sözünü bulmadan önce, kimliğini bulur. Âşık Murat Çobanoğlu da böyle bir yolculuktan geçer. İlk yıllarında farklı mahlaslar kullanır; Devrani ve Yanani mahlasıyla
iç dünyasındaki arayışın izlerini sürer.

Âşıklıkta mahlas;
sadece bir isim değildir. Âşığın duruşu, aynasıdır.

Murat Çobanoğlu da en sonunda, kendini en doğru ifade eden ismi bulur: Çobanoğlu.
Bu isimle birlikte sadece bir kimlik oluşturmamış, bir temsili başlatmıştır. Artık o, bir geleneğin devamıdır.

Sanat yolculuğu köy odalarında başlar, bu yol kısa sürede genişler. Onun en büyük gücü, irticaldir. Yani anlık söyleyiş, hazır cevaplık, zihnin ve yüreğin aynı anda konuşması… Bir kelime verilir ona; O, o kelimeden bir hikâye kurar. Bir konu açılır; O, o konudan bir destan çıkarır. Bu yetenek, çalışmakla gelişir belki ama özünde bir ilham taşır.

Hafızası güçlüdür. Usta malı türküler, hikâyeler, destanlar yazar. Onu farklı kılan şey sadece bildikleri değil, hissettikleridir. O, şiiri yazmaz, şiir onda doğar. Sazı çalmaz, sazla konuşur.

Her sanatın bir sahnesi vardır.
Âşıklığın sahnesi biraz farklıdır. Orada ışıklar yoktur, gözler vardır. Orada dekor yoktur, sözler vardır, en önemlisi de orada sahte olan hiçbir şey barınamaz. Çünkü âşıklık;  yüreğin çıplak hâlidir. Bu yüzden, bir âşığın gerçek ustalığı, meydanda ortaya çıkar. Kalabalığın önünde, başka âşıkların karşısında; sözün sınandığı, zekânın yarıştığı o anlarda…

Meydanlar Atışmalar ve Zirveye Yükseliş

Bir âşığın ustalığı, meydanda belli olur, anlayışıyla Âşık Çobanoğlu da Anadolu’nun en büyük meydanlarından biri olan Konya Âşıklar Bayramı'nda 1966’dan itibaren bu meydanın önemli isimlerinden biri olur.Her yıl gelir ve her yıl sınanır. Her geçen yıl biraz daha büyür. Özellikle atışmalarda o, ustalığını konuşturur.

Atışma: iki âşığın sadece söz söylemesi değil, zekâdır, hazırcevaplıktır. Duygu ve düşüncenin aynı anda akmasıdır. Çobanoğlu bu alanda büyük bir ustadır. Rakibine saygı duyar ama sözünü de esirgemez. Sazına hâkimiyeti, tok ve güçlü sesi, vurguları, geçişleri; onu sahnede farklı bir noktaya taşır. Ancak onu zirveye çıkaran sadece ustalığı değildir. Halkla kurduğu bağdır. O, halkın içinden konuşur. Sözleri süslü değil ama derindir. Dinleyen kendini bulur, kendi hikâyesini duyar. İşte o zaman bir âşık, sanatçı olmaktan çıkar, halkın sesi, halkın insanı olur.

Öğretici Kimliği Mirası ve Ölümsüzlüğü

Bazı insanlar sadece üretmez, yetiştirir. Âşık Murat Çobanoğlu da böyle bir isimdir. Sadece üretmekle kalmamış bir çok âşık yetiştirmiştir.

1971 yılında Kars’ta 
Çobanoğlu Halk Ozanları Kahvesi'ni açmıştır. Burası sıradan bir mekân olmamış, Aşıklık geleneğinin sürdürüldüğü; bir ocak, bir mektep, bir gelenek olmuştur.

Genç âşıklar burada yetişir. Ustalar burada sözlerini söyler. Usta-çırak ilişkisi burada canlı tutulur. O sadece anlatmaz, öğretir. Sadece saz çalmaz, yol gösterir. Hikâyeli türkü geleneğini yaşatır. Geçmişten aldığı mirası geleceğe taşır. 

Radyo programlarıyla da daha geniş kitlelere ulaşır. Yurt dışında konserler verir. Avrupa’da, İran’da, onun sesi, memleket hasreti çeken tüm  gönüllere ulaşır. Onlarca plak, sayısız kaset ve iki altın plak ödülü alır. Ancak onun en büyük eseri; yetiştirdiği, insanlardır.

Bir gün gelir bu beden yorulur. 26 Mart 2005 tarihinde bir ömür tamamlanır. Ama onun sesi susmamıştır. Çünkü bazı insanlar ölmez, onlar, türkü olur, hafızalarda kalır. Onlar geçmişten geleceğe köprü olurlar.

Murat Çobanoğlu'nun Öne Çıkan Bazı Eserlerinden:

Şiir ve Türküler: Kiziroğlu Mustafa Bey, Dertli Bülbül, Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Neyine Güvenem Yalan Dünyanın, Yaradan, Ben Ağlarım Sen Ağlarsın, Dert Çobanı, Dil Yaralı. Ve daha birçok eserleri vardır.

Düzenlediği Hikâyeler: 
Hamit Han ile Melek Sultan, Ahmet ile Mehmet, Cünûn ile Dertli Sultan.
 
NEYİNE GÜVENEM YALAN DÜNYANIN

Neyine güvenem yalan dünyanın
Kerem'i yandırıp kül etmedi mi?
On bir ay bülbülü ettirdi feryat
Gül için bülbülü lal etmedi mi?

Bülbül aşık idi gonca güllere
Arzusun söylerdi esen yellere
Mecnun Leyla için düştü çöllere
Ferhat'a dağları yol etmedi mi?

Çobanoğlu yaram döndü çıbana
Kurduğum bağlarım oldu virane
Kardeşi Yusuf'u attı zindana
Kaderi Mısır'da kul etmedi mi?

KAYNAKÇA 

*Bayram Durbilmez (2005)
Âşık Murat Çobanoğlu (1940–2005)
(Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi)

*Nilgün Çelebi
20. Konya Âşıklar Bayramı’na Katılan Âşıklar Üzerinde Yapılan Sosyolojik Bir Araştırma”
Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dergisi, 1986

*Fuat Köprülü
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar
(Âşıklık geleneğinin kökeni ve yapısı için)

*Şükrü Elçin
Halk Edebiyatına Giriş
(Âşık geleneği, rüya ve bade motifi açıklamaları için)

*Saim Sakaoğlu
Âşık Edebiyatı Araştırmaları

 

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Halil Cibran: Doğunun Batıdan Gelen Gür Sesi  / Bilgi Şakar

Halil Cibran: Doğunun Batıdan Gelen Gür Sesi  / Bilgi Şakar

05-05-2026 - BİYOGRAFİ

Ilya Repin / Özlem Tarı

Ilya Repin / Özlem Tarı

11-04-2026 - BİYOGRAFİ