SEN ÇOK KÜÇÜKSÜN
Avuçlarından kum tanesi dökerek yürürsün, hayata tutunmak için.
Eski denen anılar, saklıdır her tanesinde
Geriye dönecek ikinci bir şansın yoktur.
Acımasız yılların, zil zurna sarhoş geçen zamanın ömre yüklediği.
Kısacık bir mesafedir aslında, yaşamak.
Müjgan aralığında savrulan bir çığ damlası olur özlemler.
Gökkuşağı açar göz bebeklerinde renga renk.
Kaybolan hayaller beraber ağlaşır…
Bir çok şeyi seversin of bile demeden.
Taki seni öldürecek mermi çekirdeğini yüreğine sıkacak adamı buluncaya kadar…
Aşk denir adına…
Gecenin en karanlığında,
Yakamoz görmüş garibin çaresizliğine benzer yüreğin.
Cayır cayır yanarsın, içten içe.
Gönlünde kırlanğıç çırpınışlar ebabil göçüne tutunmuşken hiç zaman kaybetmez Acımasızdır ayrılıklar…
Zamana ihanet içinde tükenir gider yıllar…
Yüz çevirir güneş getiren günaydınlar…
Kimsesiz sabahlar başlar…
Uykunun terkettiği akşamlar yanlız kalırlar.
Kuytu gecede öksüz, kimsesiz yok olan melek yüzlü ne güzel kadınlar…
Sokaklar ısız, yollar karanlıktır…
Demem o ki!
Sen çok küçüksün bitanem, kıyamamki sana.
Deli gibi sevsem de, aşık olsam da
Seni kendime aşık edemem ben…
O güzel yüreğine kırlangıç düşüremem.
Ebabil göçlerine dayanamazsın sen…
Öylece git, benden; kendi kurşunumu kendi kafama sıkarım ben…
Yüreğim mermi çekirdeğini çok iyi bilir…
Sana birşey olsun istemem…
Ha, unutma!
Bir kişinin, başka bir kişiyi tasarlayarak, nefsi müdafada öldürmesidir aşk…
Uzak dur!..
Bakma ne olur…
Ak babalar görmesin, senin beni vurduğunu...



















