Advert

Rüyadan Gerçeğe / Hüseyin Koç

Yazan: Hüseyin Koç -RÜYADAN GERÇEĞE

ÖYKÜ - 22-02-2025 18:59 825 kez okundu.

Rüyadan Gerçeğe / Hüseyin Koç
Advert

RÜYADAN GERÇEĞE

Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlayamadım; uzun taş döşemeli sokaklar, ahşap evler, pencerelerden sarkan işlemeli perdeler… Dikkatle etrafı incelerken uzun paltosu, fötr şapkası, kendinden emin adımları ve derin düşüncelere dalmış yüz ifadesiyle önümde yürüyen bir adam fark ettim. Bu sima, bana bir yerlerden tanıdık geliyordu. Kimdi yahu, kimdi? Çok yakın bir akrabamın yüzünü andıran bu sima kimindi? Bir yandan tanıyabilmek için kendimi zorlarken bir yandan da beynimde şu iki dize çınlayıp duruyordu:

"Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hak’ka tapan milletimin istiklâl!"

Bu dizeler zihnimde büyüdükçe büyüdü. Birden coşup, bağıra bağıra bu dizeleri adama doğru haykırmaya başladım. Adam bana gülümseyerek bakıyordu. Hatırladım! Evet hatırladım! Gözlerime inanamıyordum. Bu kişi hayranı olduğum Mehmet Akif Ersoy’du. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bir yandan heyecanlanıyor bir yandan da ne diyeceğimi bilemiyordum. İçimdeki cesaretle adımlarımı hızlandırdım ve ona doğru yaklaştım. “Efendim,” dedim biraz çekingen bir sesle, “Siz, siz O'sunuz, Mehmet Akif’siniz” dedim.

Durdu, iyice bana yaklaştı. Gözlerimdeki sıcaklık hemen dikkatini çekmişti.

“Evet, benim evlat. Hayrola, bir şey mi oldu?” dedi.

“Ben sizi yıllardır hayranlıkla okuyorum,” dedim.

“Yazdıklarınız, şiirleriniz… Her biri bizi hem düşündürüyor hem de gururlandırıyor.”

Gülümsedi. “Gel bakalım, şöyle oturup konuşalım” dedi ve beni yakındaki bir kahvehaneye götürdü.

İçeri girip eski tahta sandalyelere oturduk. O an kalbindeki sıcaklığı hissetmiştim.

“Anlat bakalım; ne ile uğraşırsın, neler yaparsın?” diye sordu.

O an çok heyecanlanmıştım, dilim tutulmuştu. Türkiye’nin milli şairi koskoca Mehmet Akif bana neler yaptığımı sormuştu.

“Üstadım” diyerek lafa girdim. “Ben sizi örnek alarak kendimce bir şeyler yazar, şiirle ilgilenirim” diye cevap verdim heyecanlı bir ses tonuyla.

Gurur dolu bakışları ile “Aferin evlat, senin gibi bir Türk gencine de bu yakışırdı. Sakın bu yoldan dönme!” dedi.

“Sağ olun efendim” dedim.

Heyecanımı bastırmaya çalışarak “İzniniz olursa ben de size bir şeyler sormak isterim. Bunca eseri yazarken ilhamınızı nereden alıyorsunuz, size ilham veren şey nedir?” demeye çalıştım.

Akif Bey çayından bir yudum aldı, sonra gözlerini uzaklara dikerek konuşmaya başladı: “Evladım, ilham dediğin şey bir heves işi değildir. İlham, milletinin derdiyle dertlenmekten, onların acısını yüreğinde hissetmekten gelir. Ben milletimin gözyaşlarını gördüm, dualarını işittim, feryatlarını kalbimde taşıdım. Yazdıklarım benim değil, bu milletin ruhudur. Şunu unutma: Kalemini hakikatin ve mazlumların hizmetine vermezsen, o kalem bir gün sahibine yük olur.”

Bu sözler beni çok etkilemişti, gözlerim doldu. “Peki” diyebildim sadece.

Bir süre sessizlik oldu.

Akif Bey biraz düşündükten sonra “Eee evlat, var mı başka sorun?” dedi.

“Olmaz mı efendim, peki ya sizce bir yazarın en büyük sorumluluğu nedir?” diye sordum.

Üstat söze şöyle başladı: “Bir yazarın en büyük sorumluluğu dürüst olmaktır. Ne yazıyorsan kalpten olsun, samimi olsun. Yazdıkların ile tanınmak istiyorsan hakikati yazmaktan asla geri durma. Bak evlat, bir sözüm vardır: ‘Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.’ Yani, süslü kelimelerle yalanları anlatmaktansa yalın ama doğru olmayı seç.”

Bu söylediği sözler, ruhumu aniden aydınlatan bir ışık gibi belleğime sızdı. Hele bir de bunları Mehmet Akif’in ağzından duymak beni çok daha derinden etkilemişti. Kelimeler zihnimde yankılanıyordu fakat içimde bir soru vardı ki sormadan edemezdim ve daha fazla dayanamayıp: “Efendim, İstiklal Marşı… Bu milletin bağımsızlık mücadelesini anlatan bu büyük eseri nasıl yazdınız? Altında yatan hikâye nedir?”

Üstadın yüzüne bir ciddiyet çöktü. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı: “Evladım, İstiklal Marşı benim değil bu milletin eseridir. O günlerde her dizeyi kalbimden koparıp yazdım. Ruhumda hissettim o sızıyı. O satırlar milletimin imanının, sabrının ve umudunun bir yansımasıdır. Yazarken ağlamadığım bir an olmadı çünkü o mısralar, sadece bir marş değil milletimizin hürriyet feryadı, Allah’a ettiği dua, küllerinden doğuşunun müjdesiydi. Şunu unutma: Bir milletin bağımsızlığı, sadece kılıçla değil kalemiyle de korunur. Eğer milletine hizmet etmek istiyorsan, kalemini hürriyetin bekçisi yap.”

Bu sözleri duyduktan sonra tüylerim diken diken olmuştu. O an vatanım için her şeyi yapmaya hazırdım. Hemen bir soru daha sordum. “Efendim, bu kadar zorluk arasında hiç yorulmadınız mı? Hiç pes etmeyi düşünmediniz mi?”

Mehmet Akif gülümsedi ama bu kez gülümsemesinde bir hüzün vardı. “Yorulmak mı? Elbette yoruldum ama pes etmek? Asla!Çünkü inanmış bir insan için yorgunluk sadece bir dinlenme vesilesidir. Milletin selameti için çalışırken yorulmayı düşünemezdim. Hep dediğim gibi: ‘Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol. Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.’ Eğer bu üçüne inanırsan dünya seni yolundan çeviremez.”

Saatler boyunca konuşmaya devam ettik; yazarlık, mücadele, millet sevgisi, inanç… Her bir cümlesi aklıma ve ruhuma kazınıyordu. Gözlerindeki gurur ve o sesi, bir ömür boyu unutamayacağım bir dersti. Sonunda ayağa kalktı. Elini omzuma koyarak son bir kez konuştu: “Evlat, yazmaya devam et. Kaleminle hakikati haykırmaktan korkma ama unutma ki kaleminle insanları incitmemeli, onların gönüllerine umut ekmelisin. Eğer bir gün beni hatırlayıp ismimi anarsan beni iyi anlat. İyi hatırlat ki ruhum şad olsun. Sen benim mısralarımda haykırıp durduğum ‘Asım'ın neslisin.”

O an vedalaştık. Şaşkınlıkla arkasından bakarken bir anda gözden kayboldu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Gözlerimi ovuşturduğumda kendimi yatağımda buldum.

Gördüklerim bir rüyaydı ama gerçekten öte bir rüya. Mehmet Akif’in o sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. “Asım’ın nesli” demişti bana. Kurduğu her cümle kelimesi kelimesine aklımda idi.

Hemen bir kâğıt, kalem aldım ve yazdım. Rüyamın, yazarlık hayatım boyunca bana rehber olacak her cümlesini yazdım. Her defasında bir kez daha okuduğumda Asım’ın nesli olduğumu hatırlarım.

Şu an ülkenin önde gelen bir yazarı olmamı bu rüyaya borçlu olduğumu hatırlar, tüylerim diken diken olur. Ben o rüyadan sonra Mehmet Akif Bey’in öğüdünü kendime rehber edinip hakikati ve umudu yazdım.

Editör: Nüzhet Ünlüer

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 4. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 4. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

27-06-2026 - ÖYKÜ

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 3. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü 3. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

26-06-2026 - ÖYKÜ