RESİMDEKİ "0" KIZ /2
Elimde boş kahve fincanıyla bunları anımsarken, zamanı, mekanı karıştırıyordum bir zaman tüneline girmiş gibi. Tekrar kahve almaya giderken, gözüme köşede duran ahşap çeyiz sandığım takıldı.
İçerisinde çeyiz yoktu. Çocukluğumdan beri sakladığım kitaplar, mektuplar, kurutulmuş çiçekler, çikolata, sakız kabına kadar bende özel anısı olan her şey vardı. Benim yaşadığım bütün hikâyelerim, bu sandıktaki kutulardaydı. Uzun zamandır açmadığım sandıktan sesler geliyordu sanki, aceleyle açtığımda kapağını, hepsine tek tek koklayarak bakıyordum geçmişin özlemiyle.
O gece, gökyüzüne de bir köprü oldu ahşap sandığım.
Elime, yüreğime yıldızlar doldu, annem sandığım.
Sandığımı karıştırırken sakladığım, halamın bana okuduğu eski masal kitabım geçti elime, okumaya başladım. ‘Bir varmış bir yokmuş, masalın yalanı da mı olurmuş?’ diye başlıyordu. Öyle ya, masal gibi bir hayatım vardı, masalın kahramanı da bendim. Yaşadıklarım ise inanılır gibi değildi. Hayata ne çok ‘yokmuş’la başlamışım. Annem, babam, ninem, dedem kimsem yoktu. Sadece ablam, ağabeylerim bir de fedakar halacığım. Halam, annemi de kaybedince evini kapatıp bizim yanımıza yerleşmiş. Nurlar içinde yatsın, başında beyaz uzun tülbent’i ile güler yüzlü, çok sabırlı, tatlı dilli, bilge bir kadındı. Tanıdığımız herkes ‘Hala diye hitap ediyordu’ ve iyi hatırlıyorum, mahallede esnafın önünden geçerken, tülbentinin ucunu öperlerdi günümüz bereketli geçsin diye. Her soruna illâki kolay bir çıkış yolu bulurdu. Bu yüzden “Hala bugün bir dinlesen beni, çok kötüyüm” diyerek gelenler eksik olmazdı evimizden. Canım halacığım sadece bize değil, etrafında olan herkese hayata dair çok şey öğretti.
Gece yarısını çoktan geçmişti vakit, herkes uykuya dalmış, gürültünün yerini sessizliğin huzuru almıştı. Geceye meydan okuyordum uyuyacak gibi değildim. Tatlı bir hüzün kaplamıştı içimi. Adeta anılarımın kapısı aralanmıştı artık, gülümseyerek masal kitabımı tekrar elime aldığımda küçük, sararmış, siyah beyaz bir fotoğraf düştü avucuma, mutlulukla gülümsedim yine…
Uzun zamandır bakmadığım fotoğrafı görünce; ‘merhaba’ dedim usulca. Fotoğrafta, bahçede ablam ve arkadaşlarının arasında saçları lüle lüle olan kareli bahçıvan eteği ile oturan asık yüzlü bir kız çocuğu vardı. Bu kız çocuğunu kendime benzeterek, bu fotoğrafı albümden gizlice alıp saklamıştım. Çünkü benim çocukluğuma ait tek bir fotoğrafım bile yoktu. Seneler sonra, ahşap sandığımı açmamış ve masal kitabımı aralamamış olsaydım, fotoğrafı buraya sakladığımı bile hatırlamayacaktım. Yine teşekkür ettim; sebep olan yıldızlara, geceye ve kahveye.
Bir gün, arkadaşlarımla Nermin’lerin evinde oyunlarımızı oynamış, pastalarımızı yemiştik. Nermin daha sonra kucağında kocaman bir albümle geldi. Kapağında çok güzel bakır renginde kabartma manzara resmi vardı. Bizde albüm var mıydı bilmiyorum fakat halam küçük, kapağı gül deseniyle kaplı bir kutuyu; “Bu, bizim hazine kutumuz” diye arada çıkarırdı. Bazıları sararmış olan aile resimlerine, hepimiz merak ve hayranlıkla bakardık. Şimdi düşünüyorum da, gerçekten hazineymiş o eski resimler. Nermin resimleri göstermeye devam ediyordu “Bakın! Bu, benim bebekliğim, Bakın! Bu, denizde yüzme öğrenirken” diye resimleri anılarıyla tek tek anlatırken çok özenmiştim. Hemen ertesi gün, arkadaşlarımı bize çağırdım heyecanla, amacım sakladığım resmi göstermekti tabi.
Sabahı zor etmiştim yine elimde o malum iple. Nermin, Funda, Oya neşeyle içeri girdiler. Biraz oturduk, oyunlar oynadık, halamın yaptığı nefis kekleri yedik. Fakat, benim aklım hep göstereceğim resimdeydi. Hemen sonra hazine kutumuzu koşarak alıp geldim. “Bu da, bizim hazine kutumuz” dedim çocuksu bir gurur ve heyecanla. Özellikle resmi de, en üste koymuştum hepsi birden; “A! Bu, sen misin?” “Evet! Bu, ablam. Bunlar da, ablamın arkadaşları. Şu da, ben!” dedim. Nermin; “Ne güzelmiş saçların; lüle lüle yine uzatsana, keşke benim saçlarım da, senin gibi kıvırcık olsaydı” diye devam edince sevincim ikiye katlanmıştı. Saçlarımı severdim, şimdi daha çok sevmiştim. Resimdeki lüle saçlının, ben olduğuna inanmışlardı. Çocuksu bir heyecanla havalara zıplamak istedim o anda; ‘yaşasın’ dedim içimden, artık benim de bir fotoğrafım olmuştu. Arkadaşlarıma; “Bu fotoğraftaki kız benim” diyerek gösterirken, resimdeki o kız olmadığımı bildiğim halde, zamanla kendi yalanıma inanmıştım. Bu masum yalanımdan vazgeçmeye de, niyetim yoktu. O kız, bendim artık, bendim işte…
O fotoğrafta sevmediğim tek şey, kızın asık yüzlü oluşuydu. Fakat, hayatın güzel yanlarını keşfettiğimde, gülümsemelerimin fotoğraflara yansıması da değişti. Artık çektirdiğim sayısız fotoğrafların hepsinde, içten bir gülümseme vardı. Beni çok etkilemişti ki, daha sonra tüm zorluklara rağmen, her şeyin üstesinden gelebilecek gücü gülümsememden almıştım. Artık sadece fotoğraflar da değil, gülmenin sihirli etkisine inanarak, kendime her zaman, her şartta iyi düşünmeyi öğretmiştim farkında olmadan.
Elime aldığım tek fotoğraf, hayatımın masalını gözümün önüne serivermişti. O an, sanki kendimi sinema perdesinde izliyormuşum gibi hissettim. Siz ona bir fotoğraf dersiniz, ben ise içinde bir hayat var derim. Kimi zaman sevgi dolu anılar, kimi zaman zorlu mücadeleler… Ama hepsi bir araya gelince, yapboz tahtası gibi benim hayatımın hikâyesini ortaya çıkarmıştı. Hepsi, benim hayatımın birer parçasıydı, her biri ayrı bir hikâye anlatıyordu.
Evet, zamanın akışı durmadan devam ediyor ve ben de bu akışın içinde yüzüyorum. Ama içimdeki o küçük kız çocuğu, en zorlu anlarımda bile; ‘hâlâ umut var’ diyerek gülümsüyordu. Şimdi, hayatın bana öğrettikleriyle birlikte, gerçeklerle yüzleşiyorum. Yıldızları annesi sanan ve başkasının resminde kendini bulan o kız büyüdü artık ama birazcık.
Bir gün olsun sekmedi karanlık aydınlığı, gece de gündüzü kovalayıp durdu senelerce. Zaman bir gün olsun durmadı yerinde. Geçti… Geçti… Sürekli akarak… Biraz önceydi şimdi dediğim zaman ama ne yazık ki, o da geçti… Gece siyah perdesini aralarken, yeni gün pırıl pırıl umutlarla doğuyordu, göz kapaklarım ise hafifçe kapanmaya başlamıştı bile.
Ben bu hali çok yaşamıştım, yüzümdeki afacan gülümsemeyle oysa. En samimi olanları kalsa da çocukluğumda, tebessüm ederek bu kaçıncı “merhaba” deyişimdi sabaha.
Çocukluğumda kalan samimi anılar ve tebessüm ederek yaşadığım her yeni gün, hayatımın masalını sürdürmeme yardımcı oluyor. Masallar, iyi ya da kötü sona erer ya; benim masallarım henüz bitmedi daha…
***



















