Advert

Ramazan Fırsatçıları / Neşe Kazan

Neşe Kazan -RAMAZAN FIRSATÇILARI

DENEME - 01-03-2026 15:48 476 kez okundu.

Ramazan Fırsatçıları / Neşe Kazan
Advert

RAMAZAN FIRSATÇILARI

Ah şu benim pazar tutkum…

Hâlâ her şeyin en doğalının, en tazesinin o mekânlarda satıldığı yanılgısını kabullendiğim halde gezmekten vazgeçemeyişlerim.

Tam da yeri gelmişken şuraya bir bilgi de ekleyeyim ki unutursam bana fısıldasın.

Kış sebzelerinde, özellikle kökleri toprak altında kalanlarda (turp, patates) pestisit olmadığını, soğuk havada börtü böceğin ürüne zarar vermediği için kullanılmadığını öğrenmiş bulunmaktayım. Sakın kimse aksini yazmasın, bu bilgi yanlış bile olsa ben sevdim.

Gelelim konumuza. 

Dün sadece kırk yıllık peynircime uğradım pazarda. Kış sebzeleriyle aram iyi değildir. Yaz sebzelerini de kışın almam. Sanki daha fazla adını bilmediğim ama lezzetini sevebileceğim başka şeyler olmalı, diye düşünürken yufka almayı unuttuğumu fark ettim. Arkadaşım çarşıdan almamı önerince geri dönmeyip yola devam ettim. Fiyat pazarda seksen, dükkanda yüz lira. Neyse zaten konu üç beşin hesabı değil aslında ama onu da not düşmek lazım fırsatçıları ifşa etmek adına. 

Sanırım bizim çarşımızda sadece bir tane yufkacı var. Ve onun ilk açıldığı doksanlı yılları, küçücük dükkandan nerelere geldiğini, bazen yufka açan bazen de kasada duran kadının bu süreç içerisinde ne kadar yaş ve kilo aldığının da canlı şahidi olarak adımımı attığım ekmek teknesinin ürün çeşitliliğini de fark ettim.

Sıramı bekliyorum.

Önümdeki kadın “Ne kadar?” dediğinde “Yüz yirmi beş lira…” yanıtı içimdeki fırtınayı estirmeye başladı. Beynimdeki kapılar kendini imha etmek istercesine gümbürtüyle çarpmaya başladı. Kalbim eksik kalır mı? O da bu tempoya ayak uydurma çabasına girişti. Ben artık bu ülkenin fırsatçılarını kaldıramıyorum. İsterse bir kuruş olsun. Yine de kibar  kalıp Pollyanna tarafımı zorlayıp, “Ama daha geçen hafta yüz liraydı.” diyorum. Öylesine umursamaz, öylesine saygısız ve öylesine adam sendeci bir tavırla omuzunu silkeliyor ki kendimi arabesk bir film sahnesinde “Alem buysa kral benim!” cümlesinin hedefi olarak görüyorum.
“Öyle işte…” diyor.

“Almam ben de.” diyorum, içten içe benden önce çıkarıp takır takır yüz yirmi beş lirayı sayan kadına da kızarak.  Esnafı senin gibiler kışkırtıyor diyebilmeyi çok isterdim, eğer ki anlayacağını bilseydim. 

Aklıma internetin ve sosyal medyanın olmadığı zamanlardaki bir Avrupa ülkesi ve toplumların sosyal bilinci geliyor. Hani medeniyet diye  herkesin baz aldığı değerler üzerinden yürümesini de aslında doğru bulmuyorum ama bu davranışa başka bir ad kesinlikle koyamıyorum. 

Olay şu: Metro ücretine bir kuruş civarında zam yapılır. Ertesi gün o şehrin halkı metroyu kullanmaz ve yapılan zam geri alınır. İşte halkın yaptırım gücü budur. Onun adı “SOSYAL BİLİNÇ”tir. Ve onları kimse örgütlemeden bireysel olarak tepkilerini ortaya koymuşlardır.  Şimdi şu küçücük ilçede kim karanlığa küfretmek yerine  bir mum yakacak, merak ediyorum.  İlk mum benden olsun.

Kimse bana serbest piyasa ekonomisinden bahsetmesin. Bunun adı düpedüz fırsatçılıktır. Beş on lirayı anlarım da yirmi beş lira birden nedir ya? 
Hayır her şey bir yana, ben kendimi aptal yerine konulmuş gibi hissediyorum, işte bütün problem burada. 

***

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Külün İçindeki Çığlık: İnsan ve İhmal / Ayşen Daşkın

Külün İçindeki Çığlık: İnsan ve İhmal / Ayşen Daşkın

31-07-2026 - DENEME

Giderken Kalmak İstedim / Nevin Aktekin Gülfırat

Giderken Kalmak İstedim / Nevin Aktekin Gülfırat

29-07-2026 - DENEME