Advert

Peronlar Arasında / Nevin Bahtışen

Nevin Bahtışen -PERONLAR ARASINDA

ÖYKÜ - 23-06-2026 01:53 107 kez okundu.

Peronlar Arasında / Nevin Bahtışen
Advert

PERONLAR ARASINDA

Otogarın ışıkları geceye tutulan projektör gibiydi. Karanlıktan süzülen ince bir silüet, aydınlığın sınırında tedirginlikle durdu. Saçlarını, yüzünü kamufle etmek istercesine öne düşürmüştü. Sırayla kalkan otobüslerin egzoz dumanı, garda ince bir sis tabakası gibi yayıldı. Genç, elindeki telefonu kapatıp hızla çantasına koydu; fermuarı çekerken arkasında bıraktığı şehre kısılmış gözlerle ve titreyen dudaklarla son bir kez baktı.

Cam kenarındaki yerine oturduğunda, motorun çalışmasıyla birlikte otobüs sarsılmaya başladı. Delikanlının oturduğu koltuk titreştikçe bu sarsıntı tüm bedenine yayıldı. Başını öne eğip iyice çöktü. Yolcular tamamlanıyor, bir tek onun yanındaki koridor koltuğu boş duruyordu. Muavin şoföre; “Bir kişi eksik…” diye bilgi verdiği sırada kapıda yaşlı bir adam belirdi. Elindeki bastondan ve yardımına koşan muavinden destek alarak çıktı. Bastonun otobüsün zemininde çıkardığı ritmik tıkırtılar, gencin hızlanan kalp atışlarına karıştı. Koridor boyu ilerlerken ucuz tütün kokusu yayıyordu. Genç bu tanıdık kokuyu içine çektiği an, zihninde babası belirdi. Delikanlının dudakları gerildi; babasının sigara dumanı içinde kalmış, boğulurcasına öksürük nöbetleri arasında öfkeyle kendisine kızdığı o an gözlerinin önünde yeniden canlandı. Aldığı ilk nefeste babası yeniden çemkirdi. “Çocuk değilsin, on sekizindesin; hayata tutunmalısın…” Son sözcüklerini yutarak öksürmekten pancar gibi olmuştu.

Yaşlı adam selam verip yanına otururken genç buruşturduğu yüzüyle başını sallayarak selamı aldı. Daha fazla dayanamayarak bakışlarını cama çevirdi. Kaçtığı gölge, daha yolculuk başlamadan yanındaki koltuğa ortak oluyordu.

Otobüs peronlardan süzülüp otogarın beyaz spot ışıklarını arkasında bırakırken muavin içerinin lambalarını söndürdü. Karanlık, cam kenarındaki delikanlı ile yanındaki yaşlı adamın arasına görünmez bir duvar gibi örüldü. Sarsılan otobüsün ritmiyle sallanan genç, yol çizgilerinin karanlıkta uzayıp gidişini izliyordu.

Genç; konuşmak, duymak bile istemediği o arkada bıraktığı evi düşünmemek için camdaki yansımasına bakıyordu. Oysa zihninin içinde, “Oğlum babanın sözünü dinle.”  diyen annesinin sesini duyarken kendisine “oku” diye yalvaran bakışlarını görüyordu. Gözlerini kapadı. Uzun bir sessizlik araya girmişti.

Yaşlı adam derin bir iç çekti, kucağındaki bastonunun topuzunu kemikli elleriyle yeniden kavradı. “Bizimki de yıllar önce gitti…” diye mırıldandı, gözleri önündeki boşluğa dalarak. “Şimdi büyük şehirde ekmeğinin peşinde. Bu yaştan sonra bizi ayağına çağırıyor hayırsız. Torunu göreceğiz diye düştük yollara.”

“Hayırsız” kelimesi adamın dudaklarından dökülürken sesinde öfkeden ziyade ince, sitemkar bir özlem gizliydi. Genç adam yutkundu, boğazındaki düğüm biraz daha büyüdü. Kendi babasının dilindeki o aynı kelime, hiçbir zaman böyle yumuşak bir sese bürünmemişti. “Acaba…” diye düşündü; otobüs perondan çıkarken o da arkamdan böyle içini çekmiş miydi? Öfkesinin ardındaki o görünmez şefkati ilk kez o an, yabancı bir adamın sesinde aradı.

Gözlerini babasının hayalinden kaçırmak ister gibi koridora çevirdiğinde, çapraz karşı koltuktaki sarı okuma lambasının ışığı gözünü aldı. Onun yaşlarında bir genç; kucağına koyduğu kalın kitabın sayfalarını dikkatle çeviriyor, satırların altını çiziyordu. Başını cama yaslayan delikanlı, karşıdaki gencin kararlılığına bakarken annesinin o son bakışı yeniden gelip oturdu gözlerinin önüne: “Oku…”

Karşıdaki genç geleceğine doğru yol alırken kendisinin sadece bir karanlığa doğru kaçtığını o an hissetti. İçinden bir ses yaklaşan ilk durakta inmesini, otobüsten atlayıp arkasında bıraktığı o eve geri koşmasını fısıldadı. Kalbi göğsünü zorladı, yerinden doğrulur gibi oldu. Tam o sırada yanındaki yaşlı adamın az önce kurduğu cümle, motorun uğultusunu delip zihnine doluştu: “Bizimki de yıllar önce gitti… Şimdi büyük şehirde ekmeğinin peşinde.”

Delikanlı yavaşça arkasına yaslandı, derin bir nefes aldı. Demek ki gidilebiliyordu. Gidip, yabancı sokaklarda kaybolmadan tutunmak; o ekmeğin peşinden koşup yeni bir hayat kurmak mümkündü. Hayır, geri dönmek için henüz çok erkendi. Arkasında bıraktığı o hayal kırıklıklarının, annesinin yalvaran gözlerinin hakkını vermeden nasıl dönebilirdi ki?  Bu yolculuk artık bir kaçış olamazdı, burası onun kendini yeniden inşa edeceği yerdi. Gidecek, tutunacaktı ve babasının o öfkeli sesini bu kez haklı çıkarmayacaktı.

Gecenin karanlığı yerini yavaş yavaş sabahın ilk gri ışıklarına bırakırken otobüs büyük şehrin devasa otogarına süzüldü. Koridor boyunca bir hareketlilik başladı. Yaşlı adam, kucağındaki bastondan destek alarak güçlükle doğrulmaya çalıştı; kemikli elleri titriyordu.

Genç adam çantasını omuzladı. Tam koridora adım atacakken durdu, geri döndü ve yaşlı adamın boşta kalan koluna girerek ona destek oldu. İki yabancı, otobüsün dar merdivenlerinden peronun beton zeminine birlikte indiler. Adam, nefes nefese gence hafifçe gülümsedi. “Yolun açık olsun evlat.” der gibi minnetle başını salladı.

Delikanlı, yeni şehrin yabancı ve serin havasını içine çektiğinde, buranın ışıkları gecenin o kör edici projektörleri gibi canını artık yakmıyordu. Arkasına bakmadı. Adımlarını peronların kalabalığı arasında ilk kez bu kadar emin ve kararlı bir şekilde ileriye doğru attı. 

Arkasında bıraktığı karanlık ne kadar büyük olursa olsun, önündeki şafak artık onundu.

***


Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Durakta Zaman / Sabahat Sarıca

Durakta Zaman / Sabahat Sarıca

16-06-2026 - ÖYKÜ

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

12-06-2026 - ÖYKÜ