ÖMER
- Haydi anam, kalk artık..
Başucunda elinde sigarasıyla dikiliyor. Yaşlı kadın ilişerek oturduğu kaldırım üzerinde elinde asası, bükülmüş beliyle aşağıdan yukarıya oğluna bakıyor.
- Yoruldum işte, mecalim mi var? Biraz daha dinleneyim.
- Annem, taşlar soğuk. Üşüyüp hasta olacaksın. Sonra bir kucak iş…
- Bir şeycik olmaz. Biraz daha dinleneyim.
- Koluna girsem?
- Dedim ya, biraz daha dinleneyim…
Erkek elindeki sigaradan derin bir nefes alıp içine çekiyor. Yoldan geçen bir bey, “Selamünaleyküm…” diyor.
- Aleykümselam.
- Bir problem mi var? Yardımcı olayım.
- Sağ olun, problem yok. Yaşlılık işte; yoruldu, dinleniyor.
- Oturduğu yer..
- Kalkacağız şimdi..
“İyi günler.” deyip uzaklaşıyor adam.
“İyi günler” gönderiyor arkasından. Sigaradan nefes üstüne nefes çekiyor. Oturmakta olan bedenin yıllar öncesini gözlerinin önüne getiriyor. Sabahın köründe kalkmalar…
Saç vurup ekmek yapmalar...
Sofraya tarhanayı yetiştirmeler...
Ahırdaki hayvanların bakımı, sağımı...
Tarlaya koşuşturmacalar…
Sabahtan akşama dur duraksızlıklar... “Bu yaşa gelince ben ne olurum?" sorusu beynine saplanıp kalıyor. "Kahrıyla, sevinciyle, hüznüyle geçen onca seksen yıl… Ah anam ah! Şimdi ayaklar iflas. Keşke araba ile götürseydim. Ama doktor hareket etsin demişti. Hepi topu beş dakikalık yol.” diye düşündü. Annesine eğilip:
- Dinlendin mi?
- Dinlendim. Hadi kalkmaya çalışayım.
Koluna girip, oturduğu yerden kalkmasına yardımcı oluyor. Bastonuna dayanarak adımlarına yükleniyor.
- Ömer… Oğlum.
- Buyur ana.
- Karına iyi bak. Onu kırma!
- Kırmam ana.
- O iyi bir insan.
- İyi insan ana.
- Bana kızımdan daha yakın.
- O senin güzel gönlünün karşılığı.
- Değil oğlum, değil. O çok iyi bir gelin.
...
Annesi kolunda, ilerliyorlar. Ömer:
- Anne nereye gitti o gençlik?
- Yıllar aldı götürdü oğul.
- Anam sen durdurak..
- O zamanlar öyleydi oğul. Şimdi zaman omuzdan bedene indi. Şükür yine de..
- Rabb’im başımızdan eksik etmesin anam.
- Rab neylerse güzel eyler.
...
Anne-oğul yol boyu ilerlediler. Bir tahta kapıyı aralayıp bahçeye girdiler. Belindeki cepten çıkarılan anahtar ile kapıyı açıp içeri girdiler. Kadın kendini tahta divana bıraktı.
- İçerisi ılık fakat sen sobanın kovasını değiştiriver Ömer.
- Tamam ana.
...
Ömer kovayı değiştirip sobayı ateşledi. Annesi sırtını divan yastığına vermiş, oğlunu izliyordu. İlk göz ağrısı idi. Hayırlıydı da. Kocası bırakıp gitmiş, yerine dağ gibi oğlu durmuştu.
- Ömer..
- Buyur ana.
- Allah senden razı olsun oğul. Gel hele.
Anlam veremedi annesine doğru yürüdü. Yanına vardığında yaşlı kadın sanki gençleşti. Yerinden doğrulup oğlunu kucakladı. Öptü, öptü..
...
Ömer dudaklarında sigarası, yüreğindeki anne sevgisi ile yürüyordu. Güneş biraz daha canlıydı sanki. Havanın soğuğu kırılmıştı…
***



















