Advert

Öğretmen Nasıl Ev Sahibi Olur / Hamdiye Okudan

Yazan: Hamdiye Okudan -ÖĞRETMEN NASIL EV SAHİBİ OLUR

ÖYKÜ - 18-02-2025 17:42 585 kez okundu.

Öğretmen Nasıl Ev Sahibi Olur / Hamdiye Okudan
Advert

ÖĞRETMEN NASIL EV SAHİBİ OLUR

                (Bir Küçük Yaşam Öyküsü)

Dar gelirli bir ailenin kızıydı Zehra. Ölüm ve daha başka nedenlerle ailesi parçalanmıştı. O zamanki köy enstitülerinin karmaşık hesaplar ve çıkarlar uğruna kapatılmalarından sonra, biraz eksilerek devamı gibi olan parasız yatılı öğretmen okulları olmasaydı okuyamazdı, cahil kalır; sözü geçmeyen, başkalarının seçim ve kararlarıyla yaşayan, yaşam hükmü bile başkalarının elinde olan kadınlardan farkı olmazdı.

Kız çocuklarının okutulmasını gereksiz, hatta sakıncalı gören çarpık erkek zihniyetinden dolayı... Bunu sadece erkeklere yüklemek de yanlış olur. Erkekleri de cahil, beyinleri tutsak kadınlar yetiştiriyordu.  Bu öyle birbiri içine girmiş, sarmaş dolaş bir düğümdü ki pek çok kurbanlar almış, götürmüştü. Kimisi “vah vah!” kimisi “oh olsun!” diyecek kimisi de cılız haykırışları, içinden kınamaları, etkisiz, küçücük güç birliktelikleriyle olayı arkada bırakacaklardı.

Bu düğümü çözmek çok zor ama imkansız değildi aslında. Güçlü, aydın, Atatürk ilkelerine bağlı, özgür ruhlu, vicdanlı, ülkesini, insanını seven donanımlı siyasetçiler, yöneticiler gerekirdi. Çözüldüğü gün de bütün insanlık sorunları halledilirdi. Çok kurbanlar verildi bu zihniyete

 Zehra gibi, çarpık zihniyeti benimsememiş, baskıya, engele karşı durarak çocuk ruhunun direnişi ve isyanıyla kendine zorla yol açmış kız çocukları da vardı bu toplumda. Ama azdı çünkü bağnaz, saplantılı kafa yapılarının tutsağıydı pek çok insan. Zehra engelleri yıkanlardan biriydi. Engel tanımamış, okumuş öğretmen olmuştu işte. O bir kadındı ama duruşu erkek-kadın diye düşündürmüyordu. Güçlü, kendine güvenen bir insandı hayattan korkmayan…

İlk görev yerine gideceğinde beş parası yoktu. Hemen ataması yapılmış ama ilk maaşını alamamıştı henüz. Borçlanarak görev yerinde tuttuğu ev çıplaktı, bakımsızdı. Elindeki parayla bir somya, bir yatak zor aldı kendine. Ama gençliğin gücü, umudun enerjisi, verimli bir tarlayı ekime hazırlamak gibidir. Heyecan veriyordu Zehra’ya. İşte bu heyecan her türlü eksiği ve yorgunluğu unutturuyordu. Evet bir gün, bir mutfak hücresi ve tek odadan ibaret evi, az ama zevkli birkaç parça eşya ile şirinleşiverdi.

Zehra yaşamı ve evini birden çok sevdi. Yarın öğrenci karşısında daha güçlü olacaktı. Bir süre sonra da doğanın kucağında karşılaştığı, kendisine sıcak sıcak bakan bir çift gözün sahibiyle yalnızlığına son verecekti. Yaşamına giren bu kişi de kendisi gibi desteksiz ve parasız pulsuzdu. Zehra için para, pul sorun değildi ki… Hayata yeni başlamışlar, bol umutları enerjileri, heyecanları vardı.

Kirada yaşamak sıkıntılıydı; kendi ülkelerinde sığıntı gibi olmaktı. Ev sahibi olmalıydılar. Çok çalıştılar, ürettiler harcamadılar; ama bir türlü küçük de olsa bir eve yetecek parayı biriktiremediler. Yıllar geldi geçti, çeşitli sebeplerle evden eve taşınırken. Hiçbirine kendi evleriymiş gibi bakamadılar. Çünkü her vesileyle evin kendilerine ait olmadığı hatırlatıldı. Yorgunluklar, yıpranmalar derken sağlıklar bozuldu, çoğaldılar, masraflar arttı.

Çocukların eğitimleri, olmazsa olmazlarıydı. Yanı sıra ev aramaya devam ettiler, hayalleri hep tazeydi. Kaloriferli, küçük bir daireleri olsaydı, daha sağlıklı, daha mutlu, daha verimli olacaklardı. Olmuyordu işte. Tutum üstüne tutum, hesap üstüne hesap bir türlü sonuç vermedi. Emekli oldular, ikramiyelerini kattılar. Ev fiyatları arttı. Yine birikmedi ev parası. Bir ara Zehra’nın babasından küçük bir miras geldi. Ev almaya yine para yetmedi. Zehra dedi ki, “bir arsa alıp kendimiz yapalım, yarım da olsa girer otururuz, yavaş yavaş tamamlarız.” Onun da yerini seçerken kocasının erkek bencilliğinin etkisiyle, aile yapılarına, düzeylerine uygun olmayan bir yer seçmek zorunda kaldılar.

Bölgenin lağım sularının aktığı bir b…lu dere kenarında bir arsa aldılar. Akşam üzeri yayılan kokudan cam çerçeve açamadılar, güç bela yaptıkları eve girdikten sonra. Eşine buranın cazip gelmesinin nedeni; küçük bir bahçesi olması, birkaç çeşit sebze yetiştirebilecek olmasıydı. Ailesine ve sılasına duyduğu özlemden kaynaklanıyordu, burası için direnmesi. Uzakta kalanlara duyulan özlem… Yapacak bir şey yoktu. Erkek inadıyla başa çıkmak zordu. Çoluğun çocuğun huzura ihtiyacı vardı. Burda arkadaş bulmaları zordu ama evde huzuru kesin bulmalıydılar. Gönül birliğiyle, heves ve büyük kararlılıkla eve başlandı.

Ucuz ustalardan ustalık öğrendiler. İşçi gibi çalıştılar. Hamal gibi yük taşıdılar. Ustalar bozdu; onlar düzeltti. Tartışmalar, sürtüşmelerle huzur da yara alıyordu. Evin duvarları bir türlü yükselmedi. Ek iş yaptılar. Öğretmen karı-koca, ırgat gibi çalıştılar. Hiç iki ucu bir araya getiremediler. Çocukların yakınmaları Zehra’nın içini sızlatıyordu. Giyim istiyorlardı. Kendilerine ait oda istiyorlardı.

Arkadaşları gibi bir yerlerde tatil yapmak istiyorlardı. Sinema, tiyatro işitiyorlardı. Arkadaş getirmek istiyorlardı. Ve daha pek çok şey… Haklarıydı, yüklenen sorumlulukları çok güzel yerine getiriyorlardı. Kendilerine düşen görevleri büyük bir çaba ve saygıyla gerçekleştiriyorlardı. Üç çocuk için olanaklar kısıtlıydı işte. Her birine ayrı çalışma mekanı, ayrı ayrı dinlenme, vakit geçirme ortamı sunma imkanları yoktu. Evde çalışmak zorunda olduklarında, kitapları koltuğunda gelip karşısına dikiliyorlardı Zehra’nın:

—Anne ben nerde çalışacağım?

Zehra verecek cevap bulamıyordu. O kadar haklıydı ki kızı ya da oğlu. Kendilerine ait bir odaları, bir çalışma masaları yoktu, eksikti. Tek bir şey avutuyordu onu; çocukları başarılıydı, olgundu, eğitimleri çok güzel gidiyordu. Bu durum, ona kendi çektiklerini unutturuyordu.

Kocası iyiydi, hoştu da inatçı, öfkeli bir adamdı. Bir gün inşaata gittiğinde ustanın güç bela aldıkları kumu yolun ortasında selli yağmura bıraktığını görüyor. Arkasında ince bir gömlekle kumu yukarı teneke teneke taşıyor. Terli, ıslak gömlekle şehrin öbür kıyısındaki eve geliyor. Üç gün sonra ileri zatürre, ciğerin yarısı gidiyor. Ev sahibi olmak, evi tamamlamak hayali tümden rafa kalkıyor. Haydi bakalım Zehra; hastalık, hastane, hasta peşinde… Kontrolsüz kalan ustalar inşaatı, ailenin ev sahibi olma hayallerini talan ededursunlar.

İki öğretmen emekli oluyor, zar zor başlarını sokacak bir evleri oluyor hayatın sonuna doğru; ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Sağlık gitmiştir, enerji bitmiş, umut geç kalmıştır. Zorlukları  yaşayarak başarıyı yakalayabilmiş olan çocuklar, kuşlar gibi bir yerlere uçup dağılmışlardır. Ev sahibi olmanın önemi, tadı, tuzu da kalmamıştır.

“Hayat bahçeme gül yetiştireceğim.” dersen, ellerinin kanamasını, yüreğinin zaman zaman acımasını göze alacaksın, diye düşündü; bakışları uzaklara dalarak Zehra…

Sonra dedi ki kendi kendine, hayat bahçesinde güller yetişti ama kapıda sonbahar fırtınaları beklemekte; kan kaybı çoğaldı…


              
                       
                    

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Görünmez Duvar / Nevin Bahtışen

Görünmez Duvar / Nevin Bahtışen

13-05-2026 - ÖYKÜ

Kokusu Kalan Mektup / Nevin Aktekin Gülfırat

Kokusu Kalan Mektup / Nevin Aktekin Gülfırat

12-05-2026 - ÖYKÜ