KÜÇÜK BİR UMUDU BÜYÜTEN HİKAYE
Zehra, annesini yeni kaybetmiş ve acısını dindiremiyordu. En yakın arkadaşı Serpil, yine yanındaydı. Her zaman gittikleri parkın sessizliği ve temiz havası, ona iyi geliyordu.
- Sen, neler yapıyorsun arkadaşım? Kendi derdimden, seni de unuttum.
- Canım, mahallemizde yaşayan Iraklı bir ailenin kızı var; Amar. Bu aralar, onunla ilgileniyorum. Anne ve kızı, tek başlarına zor durumdalar. Üstelik, Amar çok hasta ve iyi bir bakım gerekiyor. Ben, tek başıma yetişemiyorum, halim ortada.
- Ben de sana yardımcı olabilirim, arkadaşım. Birlikte, üstümüze düşeni yapmalıyız. Duyarsız kalamam bu duruma.
Hasta çocuğun evine vardıklarında, durumun hiç de iç açıcı olmadığını gözleriyle görmek, Zehra’yı sarsmıştı. Zaten, hayvanlara, çevreye, yaşlı ve çocuklara karşı çok hassastı.
Amar’ı görünce, birden içi kaynadı. Üzüm gibi pırıl pırıl simsiyah gözleri ve saçıyla, o bitkin halinde bile gülümsüyordu. Serpil, eve gelirken marketten aldıklarını, kızın annesiyle birlikte mutfağa götürdüğünde, Amar ile Zehra yalnız kaldılar.
- İsminin anlamını biliyor musun?
- Evet. Amar; yaşamak, var olmak demekmiş.
O anda, kesin kararını vermişti. Yaşaması ve var olması için elinden geleni yapacaktı Zehra. Annesi gelince, Amar’ın durumu hakkında bilgi aldılar.
Amar’ın kalbinde sorun olduğunu ve ameliyat olması gerektiğini ve sonrasında da iyi bir bakıma ihtiyacı olduğunu ama Amar’ın bu durumda bile, okula gitmek için can attığını söyledi, annesi.
Zehra, bir arkadaşı vasıtasıyla hastane doktor işlerini halletti. Doktor, Amar’ı muayene etti.
- Şu an, bünyesi çok zayıf. Bu durumda, hemen ameliyata alamayız. İyi bakılır ve biraz toparlarsa daha iyi olur.
Doktorun yazdığı ilaçları alıp, eve geldiler. Fakat, bu rutubetli evde, hiç kimse iyi olamazdı ki Zehra da, bu konuya bir çözüm bulmaya çalışıyordu.
- Araştırdın mı gerçekten? Kimseleri yok mu?
- İki yıldır buradalar. Babaları savaşta ölmüş. Diğer tüm ailesi de Irak’taymış.
- Bir fikir geldi aklıma. Bak, annemi yeni kaybettim. Koca ev. Ben de yalnızım. Belki de, Allah bana bu anne kızı gönderdi, acımı unutayım diye.
İki gün sonra Amar ve annesi, Zehra’nın evindeydi. Serpil’le birlikte, anne ve kızına güzel bir oda hazırladılar.
Amar, o kadar mutluydu ki; gözleri başka parlıyordu. Amar’ın annesi de, becerikli ve tertemiz bir kadındı. Zehra’nın ısrarlarına rağmen, bütün ev işlerini bir anda üstlenivermişti. Sanki, küçük bir aile oluvermişlerdi.
Amar için, öğretmen olan arkadaşından yardım istedi Zehra. Birlikte, okuma yazmayı öğrettiler. Artık Amar’ın okula gitmesi gerekiyordu. Okul müdürüne de durumu anlatınca, müdür çok ilgilendi.
- Merak etmeyin. Öğretmenlerimiz ilgilenince, kısa zamanda yaşıtlarının seviyesine gelir. Hem, zeki bir çocuğa da benziyor.
Müdürün söylediklerinden sonra Zehra, kendi çocuğu övgü almış gibi sevinmişti.
Amar, hem iyi bakımdan, hem de okula başlamış olmanın mutluluğundan olsa gerek, yavaş yavaş toparlıyordu. Bu küçük kızın içindeki yaşama sevinci ve azmi, Zehra’ya da ilham veriyordu. Ancak, Zehra ile arkadaşları arasında, yardım ettiği bu kızın Iraklı olması konusunda bazı tartışmalar başlamıştı.
- Bizim çocuklarımızdan da yardıma muhtaçlar varken, neden bu Iraklı kıza yardım ediyorsun?
- Yardım etmek; sadece kendi çocuklarımıza değil, tüm dünya çocuklarına karşı aynı sorumluluğu duyup, üstüne düşeni yapmaktır.
Kimseden çıt çıkmadı. Zehra’nın bu sözleri, arkadaşları üzerinde etkili olmuştu.
Artık, Amar’ın hastalığı ile ilgili tedavilerin ücretleri, mahallede toplanan bağışlarla ödenmeye başlanmıştı. Ameliyat parası da birikmeye devam ediyordu. Mahalle sakinleri, Zehra’nın liderliğinde, birilerine destek olmanın ve yardıma ihtiyaç duyan herkese el uzatmanın gücünü keşfetmişlerdi.
Amar iyileştikçe okumaya olan sevgisi ve azmi daha da arttı. Zamanla başarılı bir öğrenci oldu, geleceğe dair hayaller bile kurmaya başladı.
- Okuyup doktor olacağım, ben de size, bütün mahalleye bakacağım!
Zehra, sevgiyle küçük kıza baktı.
- Bütün kalbimle inanıyorum ki; sen, çok başarılı bir doktor olacaksın.
Gözyaşlarına hakim olamadı Zehra.
Zehra ve arkadaşı Serpil, Amar'ın hayatına dokunarak, bir çocuğun küçük bir umudu nasıl büyütebileceğini görmüş ve bu süreçte sadece ona değil, kendi hayatlarına da anlam katmışlardı.
Amar'ın başarıları, umudu ve sevgisi, zamanla ona karşı çıkanların bile yüreğine dokunan bir hikâyeye dönüşmüştü. Herkes bir şekilde yardım etmek istiyordu artık.
Ve böylece, Amar bir umut ışığı olmaya devam ediyordu. İnsanları bir araya getiriyor, hayatlarını olumlu yönde etkiliyordu. Birilerinin yüreğine dokunmak kadar güzel bir duygu yoktu. Herkesin küçük bir çaba ile nasıl büyük değişikliklere neden olabileceğini gösteren bir örnek olmuştu, Amar ve Zehra.
Amar'ın azmi ve Zehra'nın sevgisi, insanların duvarları aşmasını, önyargılardan uzaklaşmasını ve birlikte daha güçlü olmalarını sağlıyordu.
Amar’ın hikâyesi, sadece ona yardım etmekle kalmıyor, aynı zamanda etrafta ki insanların kalplerine de dokunuyor, onları düşünmeye ve harekete geçirmeye teşvik ediyordu. Umudu canlı tutan, sevgiyle paylaşılan çabaların nasıl büyük değişikliklere neden olabileceğini gösteriyordu.
Unutmayalım ki, hepimizin küçük bir çabayla, Zehra gibi üstüne düşeni yapması; dünyayı daha yaşanılır bir hale getirecektir…



















