KELEBEĞİN RÜZGÂRA MEKTUBU
Sevgili Rüzgâr,
Kanatlarımı titreten, bazen de ordan oraya savuran, okşayan dostum…
Sana bu mektubu, rengi tıpkı bana benzeyen bir çiçeğin yapraklarında dinlenirken yazıyorum. Sanırım biraz yorgunum…
Sen de biliyorsun ki, ömrüm çok kısa ve zaman bizim için farklı geçiyor. En güzel anlarım kaç yıl sürdü, bilmiyorum; sen hep yanımdaydın, seninle güzel vakitler geçirdik.
Bugün konduğum çiçeğin bana fısıldadığı hikâyesini sana anlatmak istiyorum.
Dedi ki: “Her gelen gözleriyle selâm verir; kimi hafif dokunuşlarıyla ellerinde bahar yumuşaklığını bırakır; kimi de acımasızsa yapraklarımı yolar.
Söylesene kelebek, yaprakları yolunmuş çiçekler nasıl güzel olur, güneşin sıcaklığını nasıl hisseder? Sadece okşasalar, renklerime hayranlıkla baksalar, gülümseseler ne iyi olur değil mi?”
Sevgili Rüzgâr! Ben de öyleyim, değil mi? Dokunmaya gelmez kanatlarım, hemen solar. Güneşi hissedemem, seni hissedemem. İsterim ki, beni en güzel renklerimle hatırlasalar ve unutmasalar…
Sevgili dostum, bir gün beni bulamazsan, bil ki bir kır çiçeğinin yaprağına düşmüş ve renkleri solmuş olarak bulabilirsin; yine de üzülme, sen her estiğinde, başka bir kelebeğin kanatlarına dokunduğunda beni hatırla.
Benimle çiçek çiçek gezen, arkadaşlık eden sevgili dostum, seni çok sevdiğimi unutma.



















