Advert

Kapılar ve Muştular / Kenan Gül

Yazan: Kenan Gül -KAPILAR VE MUŞTULAR 

ÖYKÜ - 04-09-2025 23:52 590 kez okundu.

Kapılar ve Muştular / Kenan Gül
Advert

KAPILAR VE MUŞTULAR 

Birbiriyle çarpışan iki çocuk misketi kadar kırılgandı yaşam. Bütün kabahatler minik cam parçalarına yüklenirken masallara inanıp yedibaşlı ejderhayı aramaya giden cesaretler eli boş dönüyordu. Neden yazılmışlardı ki?

Eşinin sormasına fırsat vermeden, "Sana müjdeler aldım.” diyen kara yağız delikanlının sesindeki titreklik yokluğun en belirgin özeti olsa da ona inanan bir yürek varsa kabul görür. Sofra bezi serilir. Alın terine bulanmış tek somunun gölgesi eşlik eder akşamın kararmaya yüz tutmuş ışıklarına.

Vakit tamamdır. Onlar tamamdır. Genç kadın gülümser. Hiçliğin ortasında utangaç kelimelerle fısıldar.

"Hamileyim."

Hiçbir rüzgârın kanadına bindirilemeyecek kadar sevinç yüklü olan bu muştu, tek başına meydan okur tüm kararsızlıklara. Kapı açılır. İki minik göz kırpar ufuklarında.

Okula yeni başlayan çocuğuna, "Karnende tüm derslerin pekiyi olursa o bisikleti alacağım.” demişti babası. Çok istiyordu. Okul ve boya sandığı arasında geçen bu savaşın kazananı kendisi olmuştu. Sömestr bitip karneler dağıtıldığın da tüm notları babasının istediği gibiydi. Koşturarak eve geldi. Karneyi büyük bir gururla babasına uzattı.

Babası durgun bir yüzle karneyi incelerken, bir koşu içeri geçti. Yatağın altında, ayakkabı boyacılığından  biriktirdiği parayı aldı. Tekrar babasının yanına geldi. Babasının yüzünde biriken mahcubiyet çığlıklarını görmezden gelip;

"Bisikleti istemiyorum baba, bunları ben  biriktirdim. Az ama olsun. Annemin istediği buzdolabını al."

İki kolları yanına düşen babanın yüzünde doğmaya başlayan güneş, çaresiz çare kadar sıcak ve samimiydi.

Sessiz kapı kendiliğinden açılır. Gelen misafir değil, çocukluğa bürünmüş adamlıktır. Baba gülümser. Eşine dönerek, "Bundan sonra asla kapıyı kapatma.” derken ceketini giymiştir bile. Kapıdan çıkarken oğlunu öper. Kulağına fısıldar.

"Umarım mağaza açıktır."

Sokağa bakan o minik pencereden günü karşılamak, ilk güneş ışıklarıyla sarmaş dolaş olurken kaşılarındaki arsada zamana meydan okuyan meşe ağacının dallarına konan serçelerle selamlaşmak çok güzeldi.

Oysa tek başına yaşamaya çalıştığı bu güzelliğin ardına gizlenmiş çaresizlik, her gün yüzleşmek zorunda kaldığı alaycı gerçekle savaşıyordu.
Geçirdiği kaza sonucu tekerlekli sandalyeye mahkumdu. Tüm doktorlar fiziksel olarak hiçbir sorun olmadığını belirtseler de o, ısrarla tekerlekli  sandalyeye mahkumiyeti seçmişti.

Günler birbirini devirip haftalara, aylara, yıllara devrilirken içinde belirginleşmeye başlayan heyecanlar, henüz büyümeden ayaza teslim olup, kaybolup gidiyordu.

O sabah uyandığında meşe ağacından gelen kuş sesleri neşesini yitirmiş panik çığlıkları gibiydi. Pencereyi açıp baktığında bir serçe yavrusunun yuvasından yere düştüğünü gördü. Asıl acı olan ise, anne kuşun yerde sahipsiz miras gibi üzerine çullanmaya çalışan kediye verdiği savaştı. Bağırmaya çalıştı. Ancak sesi içinde bulunduğu çaresizlikte boğuluyordu. Etrafına bakındı.

Bir şeyler fırlatmak istedi. Olmadı.

Nasıl oldu bilinmez, birden doğruldu. Acabalara fırsat vermeden bir hamlede kapıya gelmişti. Zorladı açılmadı. Kıracak birşeyler ararken ona büyük bir şaşkınlıkla bakan annesine kapıyı işaret ederek,
"Aç… Çabuk aç.” dedi. Annesi hâlâ şaşkınlığını üzerinden atamamıştı. Bu kez, "Lütfen, acele et, zaman yok." diye tekrarladı. Annesi kapının yanındaki konsoldan aldığı anahtarla kapıyı açarken  
hâlâ kararsızdı. Kapı açıldı.

Bir koşu meşe ağacının dibine gitti. Yetişmişti. Kediyi uzaklaştırıp minik kuşu avuçlarına aldı. Anne kuşun başının üzerinde sevinç çığlıklarıyla uçuşu içini rahatlatırken olduğu yere oturdu.

Az sonra anne ve babası da yanına gelmişti. Onlara döndü.

"Baba bunu yuvasına çıkarmak gerek.” dedi. Babası neye daha çok sevineceğini bilemez halde, “olur” anlamında başını salladı. Tarifi olmayan bir huzurla kızlarına sarıldılar.

Ya o kapı açılmasaydı?

“Buradan ev bark olmaz."diyerek sahibi olduğu tek çocuğu kendinden ayırarak başka bir yere giden adama değildi yangını. Zorla koparmıştı koynundan iki yaşındaki oğlunu. Sabahın er vaktinde kısır bahçenin ahşap kapısı kusurlu tekmeyle açılmış, yol kendi içinde kaybolmuştu.

İlk zamanlar çevre baskısıyla susmuş, sonralarında çaresiz arayışları sonuç vermemişti. Bir yanı eksik yaşamanın bedeli neden bu kadar ağırdı sanki?
Bir süre sessizliği seçse de  inatçıydı. Karar verdi. Burayı cennete çevirecekti. İçinde devleşmeye başlayan oğul hasretini dizginlemeden işe koyuldu. Ailesinden kalan miras ise tüm ekonomik problemlerini çözmüştü.

Kendine gelen evlilik tekliflerini nezaketle reddederken yavaş yavaş değişiyor, edilgen ve pasif kadın kıyafetletini yavaş yavaş naftalinleyip sandığa kaldırıyordu. Şimdi ayakları üzerinde dimdik duran, konuştuğunda dinlenilen, akıl danışılan gerçeğini benimsedi.

O minik bahçeyi doya doya nefes alınacak dünya haline getirirken bir tek şeyi değiştirmedi.
Sabahın er vaktinde oğlunu alıp giderken eşinin tekmeyle açtığı kapı olduğu gibi kalmalıydı. Kaldı da.
Bütün diktiği ağaçlar meyve vermiş, ektiği tohumlar çiçek açmıştı da bir tanesi ısrarla direniyordu. Her gün gidip çapalıyor, su veriyor, özel olarak ilgileniyordu ama nafile. Getirttiği gübreler de işe yaramıyordu. Birçok savaştan galip çıkıp bir çiçek fidesine yenilmek zor geliyordu. Çiçek inatçıydı. O çiçekten de inatçıydı.

O gün şehire gidip ufak çaplı alışveriş yapmıştı. Geri döndüğünde köy meydanında haber verdiler. Misafiri varmış. Oysa kimseyi beklemiyordu ki.

Yine de biraz merak biraz da heyecanla evine yöneldi. Bahçesine girdiğinde arkası dönük genç adamın bir çiçekle ilgilendiğini gördü. Yıllardır açmayan çiçek tüm güzelliğini ortaya sermiş, bütün bahçeyi tarifsiz kokular sarmıştı.

Genç adam ayağa kalktı.

"Ayak seslerini duydum." diyerek kadına döndü. Ona sarılırken dudaklarından dökülen “Anam." kelimesi içinde hapsolmuş tüm özlemlerin haykırışlarına  eşlik edercesine bahçede yankılanıyordu.

Genç adam, "Kapı açıktı girdim, kızmadın değil mi?” derken kadın gözyaşlarına eşlik eden  cevabı verdi.

"Hiç kapatmadım ki."

İnsanın, insanla harman olduğu günümüzde her kapının hikayesi farklıdır. Baktığımız gerçeğin aslında sandığımız yada sınandığımız şeyler olduğu, kilit tutmaz farkındalıklarda saklıdır. Kapatmayın.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

Editör: Nevin Bahtışen

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Aman Kedi Girmesin / Nevin Aktekin Gülfırat 

Aman Kedi Girmesin / Nevin Aktekin Gülfırat 

23-05-2026 - ÖYKÜ

Fındık İçim / Nevin Bahtışen

Fındık İçim / Nevin Bahtışen

22-05-2026 - ÖYKÜ