KALABALIKTAKİ YALNIZLIK
Öyle kalabalık öyle kalabalık ki
Ve kalabalıklar o kadar güzel ki
Ama bir şey daha var
Ben
Kalabalıklar içinde yapayalnız hissediyorum kendimi
Sanki bir pencereden bakıyorum dışarı
Sebepsiz kaybolmaların
Açıklamasızlığına
Pür dikkat düşüncelerim
Tüm kayıp şehirler
İnsanlar aşklar gözümün önünden geçerken
Onca çiçeklerin arasında
Bir şeytan tüyü gibi hissediyordum
Nedenini niçinini bilmeden
Konuşmuyorum
Kendimle bile
Kayıp bir adayım sanki
Gözlerimden başka her şey bana yabancı
Sert rüzgârlara rağmen
Düşünüyorum yine bir an
Şimdi ki rüzgârları insanlar estiriyor
Eski rüzgârlar gibi doğadan esmiyor
Durgunlaşıyorum
Bir öyküde mi
Bir rüyada mı
Bir şark ve kum masalında mıyım
Ki insanlar bir an gözümde kumlaşırken
Düşünce ve akıl labirentleri sarıyor beni
Bilmediğim bir sebepten
Azraile ne hacet
Bıçak bile bilemeye gerek yok
Katille, kurbanı
Kurbanı ile katili
Ve barışla savaş
Savaşla barış
Yan yana
Kıskanç gelinciklerle
Gelincik çiçekleri görünmez bir halde
Ve dünya sanki insan eliyle hazırlanmışta
Her gün ama her gün
Başka bir kalıpta, yapboz tahtası
Yaşamla ölüm felsefesi karışmış
Yaşam Tanrılığını
Felsefe sorgu yeteneğini kaybetmiş
Peki nerede bu kuzeyi gösteren pusula
Nerede bu Çoban Yıldızı
Nerede bu Kutup Yıldızı
İç çağrışımları çıkıyor bir anda
Kayıp zamanda
Kayıp insanların arasında
Hep yarım kalan sigara ve öyküleriyle
Bir yudum içilmiş su bardağı gibi öylece bırakılmış gibi hissederken
Kendimi
Sanki bir değil bin kere yalnızdım
*Şeytan tüyü: Kara hindiba adlı çiçeğe verilen isim
***



















