HAZAN
Ömür takviminin ilerleyişini uzaktan izlercesine, hayranlıkla seyredilen vakitlerin en nazlısı sonbahar…
Ne çok şey anlatır aslında
Oyunlarla avutulan hayatın arasında.
Tıpkı ikindi vakti gibi, kerehate girmiş zaman gibi.
Huzur kokarken tefekkür ettiren,
Hüzünlendirirken suküta erdiren.
Teslimiyete sevkederken şükre ulaştıran vakt-i hazan.
Tabiatın seyrinde
Tohum iken filizlenmenin sığınışı,
Yeşerip dal salmanın, savrulmadan sağlam ve dik duruşu
Meyvelenip dibinde gölgelendirmenin vefâ ve sadakâti.
Ayaz vurduğunda yere dökülen yaprağın ölüm gibi.
Aciz oluşu düşer akla,
İnsan gibi…
Toprakla başlayıp toprağa giden bu hayat yolculuğunun
İntizam içindeki düzeninde ilerlerken başlangıçtan,
Variş noktasına kadar yol alan tohum tanesi gibi var olan hikmeti
gören yada göremeyen insanoğlunun intibasi
Kalırdı azığında.
Toprağa düşmüşsen yolcuydun bu âlemde…
Yol ise belliydi.
Ya kısa olurdu
Yada uzun…
Kimi isyana dalardı, yaprak döken ağacın yeniden,
Yeşereceğini bilmeden.
Kimini de umuda götürürdü güz de açan gül gibi
Filizlendiren de,
Solduran da,
Yaşatan da,
Sonlandıran da,
Güldüren de,
Ağlatan da O idi…
Düşündüren,
Gören de o’ndandı.
Her yol O’na çıkardı.
***



















