HAYAL MENDİLİ
“Hayal eden çocuklar, bir gün mutlaka hayallerine ulaşır.”
Aylin’in annesi, renklerin büyüsünü kumaşlara işleyen usta bir tasarımcıydı. Gökkuşağının bütün renklerini desen desen, biçim biçim kumaşlara dönüştürür; her biri birbirinden farklı, eşsiz elbiseler tasarlardı. Onun atölyesi, sanki gizli bir masal diyarının kapılarını aralardı.
Aylin, annesinin atölyesine her gittiğinde kendini büyülü bir dünyaya adım atmış gibi hissederdi. Rengârenk kumaşlar, danteller, boncuklar ve düğmeler arasında dolaşırken, gözlerinde hayal kıvılcımları yanar; o büyüleyici giysilerin içinde kendini başka başka rollerde hayal ederdi.
Bir gün prenses olurdu; parlak taşlı tacıyla bir sarayın balkonundan halkına el sallardı.
Ertesi gün bir baloda, ışıklar altında dönen en güzel kız olurdu.
Bazen de hayal dünyasında iyilik yapan sevimli bir cadıya dönüşürdü; uçarı şapkasıyla çocuklara renkli şekerler dağıtırdı.
Her seferinde annesini çalışma masasında dikkatle çizim yaparken bulur, onu hayranlıkla izlerdi. Kaleminin kumaşa düşen her çizgisi, Aylin’in hayal dünyasında yeni bir kapı açardı.
Bir gün annesi başını kaldırıp gülümsedi:
- Yine hayallere daldın Aylin… Hadi bakalım, bu kez ne hayal ettin?
Aylin gözlerini parlatıp yanıtladı:
- Keşke bu kostümleri giyip bambaşka yerlere gidebilsem… Her balonun en dikkat çeken kızı ben olurdum! Anneciğim, senin tasarımların gerçekten harika!
Annesi gülümsedi, gözlerinde sevgiyle karışık bir umut ışığı parladı:
- Teşekkür ederim canım kızım. Beğenmene çok sevindim. Her ay bir hayalle başlar Aylin… Sen de hayallerinden asla vazgeçme. Kim bilir, bir gün belki kendini hayalini yaşarken bulursun.
Aylin o gece, gözlerini kapattığında kendini çocukların hiç ağlamadığı, savaşların ve korkuların olmadığı, sadece kahkahaların yükseldiği bir ülkede hayal etti. Bu ülkenin gökyüzü, pamuk şekeri kadar yumuşak; sokakları çocuk gülüşleriyle doluydu.
Ertesi gün annesi ona seslendi:
- Gel bakalım Aylin. Al şu boyaları ve bu kumaşı… Hayalini çiz bakalım üstüne. Kuruduktan sonra kenarlarını süslerim. Bu tasarım senin düşlerinden, benim ellerimden olacak; yani ikimizin ortak eseri…
Aylin, küçük mendilin üzerine rengârenk çocuklar çizdi. El ele tutuşmuş, oyunlar oynayan, mutlulukla koşan çocuklar… Ağaçlar oyuncaklardan, çiçekler ise boyalardan oluşuyordu. Çatılar pamuk şekeri, yollar şekerleme kaplıydı. Aylin hayal ettiğini çizerken içinde büyük bir mutluluk büyüdü.
Gece olmuştu. Uyku vakti geldiğinde annesi yanına geldi. Elinde gündüz boyadığı mendil vardı. Kenarları renkli ipliklerle işlenmiş, küçük boncuklarla süslenmişti. Küçük ziller bile dikilmişti ucuna; çıngırak gibi tatlı bir ses çıkarıyordu.
“Bu bir hayal mendili…” dedi annesi kulağına fısıldayarak.
“İçine bir dileğini fısıldarsan, seni hayal ettiğin yere götürür. Hadi, iyi uykular… Düşlerin seni nereye isterse oraya götürsün bu gece.”
Aylin mendili eline aldı, gözlerini kapadı ve usulca fısıldadı:
- Hadi, beni çocukların hiç ağlamadığı, hep oyun oynadığı o eğlenceli ülkeye götür…
O anda mendil hafifçe titreşti. Rüzgâr gibi bir fısıltı yayıldı odanın içinde. Rengârenk bir kapı belirdi duvarın tam ortasında. Kapı, boyadığı mendilin aynısıydı. Aylin yatağından kalktı, gözlerinde heyecan parlıyordu. Kapıyı aralayıp içeri girdiğinde nefesi kesildi.
Her şey çizdiği gibiydi… Oyun oynayan çocukların giysileri, saçları, yüzlerindeki gülümseme bile birebir aynıydı. Ağaçlar oyuncaklardan, çiçekler pastel boyalardan oluşuyordu. Gökyüzü lavanta rengindeydi, yerde ise rüzgârla savrulan şekerler uçuşuyordu.
Hayal evinin önüne geldi Aylin. Çatısı pamuk şekeri, duvarları çikolata rengindeydi. Kapıyı açtığında içerde kitaplardan yapılmış bir kütüphane, müzik kutuları ve çeşit çeşit oyuncaklarla dolu rengârenk bir oda vardı.
Aylin şarkılar söyledi, çocuklarla oyunlar oynadı, büyülü kitapların içine dalarak maceradan maceraya koştu. Gülmekten yanakları ağrıyana kadar eğlendi. Kalbinin içi sevinçle doluydu.
Sonra, mendil bir kez daha fısıldadı:
- Hadi bakalım, gitme zamanı…
Aylin, yeni arkadaşlarına sarılarak vedalaştı. Gökkuşağının renklerinden oluşan kapıdan geçerek odasına döndü. Uyandığında mendil hâlâ elindeydi. Gözlerinde bir ışıltı, kalbinde ise tarifsiz bir mutluluk vardı.
Belki sadece bir rüyaydı…
Ama mendil hâlâ fısıldıyordu:
“Hayal eden çocuklar, bir gün mutlaka hayallerine ulaşır…”
Ve o günden sonra Aylin ne zaman annesinin yanına gitse, birlikte yeni bir hayal mendili yapmaya karar verdiler.
Her mendil, Aylin’i başka bir düşler ülkesine götürüyordu artık…
Kimi zaman yıldızlarla dolu uzay bahçelerine, kimi zaman deniz kızlarının yaşadığı mercan ormanlarına…
Çünkü Aylin artık biliyordu:
Hayal mendili olan çocukların düşleri asla kaybolmaz.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz



















