HASETLER PAZARI – NESNELER
Kuruldu pazar, sabah erkenden;
Kıskançlık satıldı, hem toptan hem elden.
Tavşankanı bir çay bağırdı: “Ben hep kaynadım,
Ama kahve gibi hiç olmadı kırk yıllık hatırım.”
Bir silgi söylendi kaleme içinden:
“Sen yazarsın hep, yoruldum ben silmekten.”
“Kimse benimle şiir yazmaz nedense?
Hep seninle başlar, benimle silinir her cümle.”
Bir yastık homurdandı battaniyeye:
“Sana sarılırlar, ben kalırım geriye.”
“Rüyaları sen alırsın hep kucağına,
Ben tutulurum boyun ağrısına.”
Salı günü, pazartesiye baktı:
“Sen hep başlangıçsın, ben unutulmuş bir artık.”
“Takvimde yerim var ama kimse saymaz beni tanıdık,
Benimle başlanan iş, hep çarşambaya geçer.”
Bir nokta içerledi, ünlem işaretine:
“Sen bağırırsın, ben susarım cümle içinde.”
“Dikkat hep sende, ben görünmem bile.
Oysa ben tamamlarım, sen bağırırsın gürültüyle.”
Bir ütü homurdandı, kablosu kısa:
“Güzelleştiren benim, oysa hep atarlar dolabın arkasına,”
“Gömlek şu bu ne varsa teşekkür ederler dolaba,
İnsan ne garip, onu giydirenin dolap olduğunu sanmakta.”
Bir sandalye sitem etti koltuğa:
“Senin minderin var, benimse çoğu yerim tahta.”
“Hep seninle oturulur işveyle nazla,
Ben mutfakta, sen salonda tüm ihtişamınla.”
Bir saat söylendi takvime baktı nefretle:
“Sen günleri sayarsın, zamanı sayarım ben ise.”
“ ‘İyi saatler’ dilemez fakat bana kimse;
Hep seninle kutlanır doğumlar nedense.”
Bir gölge içlendi ışığa gizlice:
“Sen parlıyorsun, ben bekliyorum ardında sessizce.”
“Ama ben de varım, sen olmasan bile;
Yine de çekiliyor ‘selfie ’ler hep seninle
Bir rüzgâr kıskandı yağmuru derinden:
“Sen iz bırakıyorsun, ben geçiyorum evlerin üzerinden.”
“Hâlbuki ben de dokunmaktayım yapraklara,
Hoş ne söylesem boş, beni anlamayana!”
Bir priz söylendi uzatma kablosuna:
“Sen gezersin evde, ben sabitim duvarda.”
“Seni saklarlar bulacakları en kolay yere,
Hatırlanırım sorulduğunda, ‘nerede priz var’ diye”
Kalın çorap bağırdı, süslü çoraplardan birine:
“Sen hep üst, ben ise alt çekmecede ”
“İkimiz de çorabız, neden sen seçilirsin?
Ben yalnızca çok soğukta, sen ise hep giyilirsin.”
Bir kitap homurdandı deftere doğru:
“Senin sayfaların boş, benimki ise dolu.”
“Seni yazmak için taşırlar, beni okuyan yok;
Oysa kitabım ben, bilmediğim bir şey yok.”
Bir bardak içerledi kupaya, derinden:
“Senin kulpun var, düzüm diye yoruldum içerlemekten.”
“Kahve seni sever, çay beni,
Göremedim benimle fotoğraf çekinen birini.”
Bir perde söylendi stor perdeye:
“Sen modernsin diye beni muhtaç ettiler nostaljiye.”
“Ben de engellerim kuşkulu bakışı, güneşin keskin ışığını
Yine de hep seninle övünür evin hanımı.”
Bir televizyon söylendi projektöre:
“Sen duvara yansırsın, ben çerçeveye.”
“Sen tercih edilirsin en özel gecelerde,
Beni ise kullanılırlar, sıradan günlerde”
Bir fırın kıskandı mikrodalgayı:
“Sen hızlısın, hâlbuki ben sabırlı.”
“Söylesene, ne işin var senin başköşede,
Benimle pişen emek, unutulur nedense?”
Bir terlik bağırdı ayakkabıya: İsyanım var bu zulme
“Sen dışarı çıkarsın, ben ise kalırım evde.”
“Ben de taşımaktayım insanı şefkatle.
Yine de seninle gezerler, hasretim güzel caddelere.”
Bir mendil sitem etti peçeteye:
“Sen tek kullanımlık, ben ise sadık bir eş.”
“Ama hep seni taşırlar ceplerinde,
Görünmekteyim sadece eski filmlerde.”
Bir çamaşır ipi söylendi kurutma makinesine:
“Sen elektrikle kurutursun, işin gücün para.”
“Ben rüzgârı severim, kıyamam ki insanıma.
Yine de baş tacı edildin, banyodaki dolabıma.”
Hasetler pazarı burası bitmez bu kıskançlık
Kimisi içinden söylenir, kimisinin ağzı yarı açık.
Söylesene şair bir tek nesneler mi hasetlik peşinde
Yoksa söyleyeceğin bir şey, geçelim diğer bölüme.
***



















