GEÇMİŞİN YANKISI
Zaman, durdurulması imkânsız bir nehir gibi akıp giderken geride bıraktığı en kıymetli tortu anılardır. Anılar, sadece yaşanmış bitmiş olaylar dizisi değil; kimliğimizi inşa eden sessiz mimarlar, ruhumuzun derinliklerinde saklanan pusulalardır.
Geçmiş, bazen taze biçilmiş bir çim kokusuyla bazen de tozlu bir fotoğraf karesiyle kapımızı çalar. Bir anı canlandığında, sadece bir görüntü gelmez; o anın hissi, sıcaklığı gelir; hatta o günkü "biz" geri geliriz. İnsan, geçmişiyle barışık olduğu ölçüde geleceğe güvenle bakar.
Geçmişte yaşadıklarımız, anılarımız, hatıralarımız; hatalarımızdan ders çıkarmamızı sağlar.
Paylaşılan anılar, insanları birbirine görünmez bağlarla bağlar.
Zor günlerde, geçmişteki güzel bir anın sıcaklığına sığınmak ruhu iyileştirir.
Hafıza, seçici bir kurgu ustasıdır. Zihnimiz her şeyi değil, kalbimize dokunanları saklar. Bu yüzden geçmiş, aslında nesnel bir gerçeklikten ziyade bizim onu nasıl hissettiğimizle ilgilidir. Yaşadığımız her sevinç bir ödül her hüzün ise bir olgunlaşma durağıdır.
Geçmişteki anılar, hayat kitabımızın en değerli sayfalarıdır. Onları bazen özlemle bazen bir tebessümle bakmak, anmak aslında bugün sahip olduğumuz benliğimizi onurlandırmaktır. Unutmayalım, gelecek henüz yazılmamıştır; ancak geçmiş her daim yanımızda, ufak bir sandıkta taşıdığımız en sadık dostumuzdur.
***



















