GECEYE BIRAKILAN SES
Bir rüzgâr gibi savruldum sessizliğe. Herkes uyurken yıldızlar birbirine fısıldıyordu. Kimse duymuyordu ama ben onların anlattığı hikâyeleri topluyordum elimdeki boş kâğıda. Zaman ağırdı, saatlerin kenarından sarkan düşünceler gibi...
Bir düş gördüm yürürken; ne başlangıcı vardı ne sonu. Sadece hissi kaldı parmaklarımda. Sanki bir rüya dokunmuştu tenime, sonra kaybolmuştu usulca.
Gece beni adımla çağırmadı. O, beni yalnızlığımda buldu ve sustu. En güzel sohbet bazen hiç konuşmadan yapılırdı.
Kendime dönerken anladım, içimde bir harita çizilmişti çoktan. Her duygu, kendi yönünü gösteren bir yıldızdı.
Bir sokak lambası titreşiyordu uzakta. Işığı sabırsızdı, sanki söylemek istediği bir şey vardı; ama cümleleri yarım kalıyordu. Onun altında gölgem bile kendine yabancıydı; bir bedene değil, bir düşünceye benziyordu artık.
Zamanın anlamını yitirdiği anlar vardır ya hani... İşte o anda, ne dün vardı ne yarın. Sadece gecenin içini oydukça ortaya çıkan sessiz bir şimdi.
Bir taş buldum kaldırımda, küçük ve köşeli. Belki birinin elinden düşmüştü belki hiç tutulmamıştı. Ama ben onu aldım, bir anıya dönüştürdüm; çünkü geceler böyle şeyleri kutsardı.
Düşüncelerim sessizce ilerliyordu zihnimde, adeta ay ışığına dokunmadan yürüyen bir kedi gibi. Her biri beni bir başka “ben”e götürüyordu ve o ben, hep biraz daha suskundu.
***



















