GECELERİ UYUMAM
Ben geceleri uyumam artık,
Uyku benim kapımı çalmayı unuttu.
Penceremde paslanmış bir ay asılı
Göğün eski bir çivisine tutunmuş.
Saatlerdir yürüyorum,
Dizlerinden yaralanmış bir at gibi
Karanlığın ahırında soluklanıyorum.
Masamın üzerinde yarım kalmış bir sessizlik var,
Dokunsam dağılacak,
Dokunmasam büyüyecek.
Bir fincanın dibinde,
Soğumuş çayın yüzüne bakıyorum.
Sanki bütün sonbaharlar,
Orada boğulmuş da ses çıkarmamış.
Perdeler ağır ağır kıpırdıyor,
Rüzgâr, unutulmuş mektupların arasından geçen
Eski bir postacı gibi.
Bir yıldız düşüyor uzağa.
Kimsenin duymadığı bir çığlık bırakıyor göğe.
Gökyüzü, kırılmış bir aynanın parçalarıyla
Kendini toplamaya çalışıyor.
Ben ise kelimelerden yapılmış,
Eski bir kayığın içindeyim.
Hatıraların karanlık nehrinde,
Küreksiz yol alıyorum.
Bir çocukluğum geçiyor kıyılardan,
Ceplerinde kiraz çekirdekleri,
Avuçlarında güneş lekeleri.
Arkasından gençliğim geliyor.
Omzunda yarım kalmış sevdalar,
Gözlerinde yağmur kokan istasyonlar.
Sonra ikisi de sis oluyor,
Gece, onları katlayıp
Yıldızların arasına kaldırıyor.
Ve ben anlıyorum
İnsan bazen bir ömür yaşamaz,
Bir ömür boyunca aynı düşü görür.
Sabah dediğimiz şey de belki,
Gecenin yorgun alnına bırakılmış.
Küçük bir merhamettir çünkü karanlık,
Sanıldığı gibi ışığın yokluğu değil,
Tanrı'nın unutulmuş çekmecelerinde sakladığı
Eski rüyaların gölgesidir.
Ben o gölgelerde yürürüm bazen,
Ceplerimde birkaç mısra,
Kalbimde paslı bir yıldız taşıyarak.
Ve hiçbir yere varmadan
Bütün yolları tamamlayarak.
***



















