EY YÂR
Ey yâr,
Goncagüller topladığım gülüşlerinden,
Kaç geceyi soldurdum
bilmem mahcemalini denize anlatırken?
Kaç şiiri katlettim anlamsız kelimelerle?
Masmavi gülüşlere vurulmuşum ben,
Gamzene yatak serip
uyumuşluklarım var benim,
Kayboluşlarım karanlıklarda...
Kuyuda Yusuf,
Ateşte İbrahim olmuşum ben,
Ateş güle dönmüş,
Goncagüller açmış gönül gülistanımda!
Bir çocuk avuçlarıma koymuş yüreğini,
Saçlarını taramış minik elleriyle güneşin,
Büyümüş birden
Düşünürken,
Yazarken, çizerken düşlerimi...
Sana sarılmışım en serseri zamanlarda,
Akrep yelkovanı zehirlemiş her gece,
Yalnız kalmışım mahşeri kalabalıklarda,
Hatta yalnız bile olamamışım.
Sen o
mâlum şehirde,
Giydirememişim kelimeleri,
Çırılçıplak kalmış,
Utanmış yalnızlığım,
Sarılıp uyumuşum kollarına,
İki uzak diyar,
Nokta kadar mesafe aramızda,
Ebabil kuşları taşlarken eylülleri,
Taşmışsın şiirlerden,
Hiçbir kelimeye sığdıramamışım seni,
Ahenksiz,
Yarım her cümlem
Dualar örterken üşüyen gecenin üstüne
Sen gelirsin aklıma,
Titrer bir serçe yürekli,
Maviye boyarım tüm gülüşleri,
Bir gül açar,
Çocuklar sarılır analarına,
Tarlada buğday başağı büker boynunu.
Sislerin ardında,
Güneş halâ doğum sancısında,
Ötelerden,
Çok ötelerden bir sessiz çığlık
Uğrarsa yüreğine
Bil ki yine sen gelmişsin aklıma!



















