DÜŞENİN DOSTU OLMAZ
Kim bilir bir yılda kaç yılı birden yaşadı aynı anda?
Onlara gittiğinde, yakındaki diğer bütün komşularından ümidini kesmiş olmalıydı. Acil paraya ihtiyacı olduğunu söylemişti. Aynı ayın içinde yine, yine gitmişti. Her defasında, önceden aldığının üstüne, yeni almak istediğini ekleyip “şu zamanda” diyordu. “Şu zamanda getiririm...”
Durumu anlaşıldığında, onun verdiği süreyi aklının ucuna bile getirmiyordu. Dertlerini kendininkilerin üstüne ekleyerek, bir müddet idare etmişti.
Yürekleri o kadar güzel, gönülleri o kadar geniş komşuları vardı ki çevresinde. Hepsinin güvenini birer birer bitirmiş olmalıydı. Sonradan anladığı, oltasına takılan balık şimdi kendisiydi ama olsun! Yıllarca neleri, nerelerde çarçur etmemişti ki... "Bunu da çarçur ettiklerimin arasına sayıveririm" diye geçiriyordu içinden.
Gelmelerinin, istemelerinin ardı arkası kesilmiyordu. Neyi nerede sayacağına karar vermekte zorlanır olmuştu.
İsterken, şimdiye kadar aldıklarını üst üste toplayıp "Şu zaman getireceğim" dediği kâğıtçıları, geri getirme imkanı olmadığını biliyordu. Evet onlar kendisi için değersiz birer kâğıtçıklardı ve getirmesine de gerek yoktu diye düşünüyordu.
Zaten gelen insan onlardan söz bile etmiyordu. Zavallım; ekmek, biber, domates, patatese kadar düşmüştü. Olsun.! Ekmek sorun değildi. Adam fırıncıydı sonuçta. Yıllarca evin önündeki kargaları ekmekle beslemişliği bile vardı. Neyse karga konusu orada bir dursun. Konumuz şimdi bu değil.
Evdeki buzdolabını açıyor, içinde ne varsa o an ikiye bölüveriyordu hiç düşünmeden. Yanına tarhana, bulgur, nohut, fasulye de ekliyordu. Seviniyordu kadıncağız.
Eskiden komşular arasında öyle değil miydi? Tam yemeğe oturacaksındır mesela aksilik bir şey lazım oluverir. Koşuverirsin komşuya. O an için ne lazım ise alır geliverirsin. Tuz mu, şeker mi, yoğurt mu, sarımsak mı? Neyse işte. Komşudan gelen dolu çanak, yine dolu gönderilirdi. Ya da pırıl pırıl yıkanarak…
Ona sayıyordu işte!
Darlığı da varlığı da bilen birisinin işi değildir komşusunun aç yatmasına duyarsız davranmak. Ancak! Böylesi neslin son kırıntıları da maalesef tükenmek üzereydi.
Mesele o da değildi...
Böylesi insanlar, senin onları dert ettiğin kadar, dertlenmiyorlardı dertlerine.
Kaç senedir aynı durum devam ediyordu. Evinde turşusunu kurduğu oğlanların, kendilerine bulunuverilen işlere mırın kırın etmelerine ne demeliydi? Anacıklarına böylesi durumları yaşatmak bir evlada yakışır mıydı?
Her şeye rağmen kapıdan elini boş döndürmüyordu. Sırf bu yüzden kendisinin zor duruma düşmüşlüğü bile oluyordu.
Birisinde; "tursil lazım" deyince, beyinine kan gitmedi sandı. Zaten işi icabı hep yarı uykuluydu. Gayri ihtiyâri “sabun da lazım mı?”deyivermişti. Hay dilini eşek arıları soksaydı da öyle demeseydi. Kadıncağızın yüzünün rengi değişmişti. Ağlamaklı olmuştu. Kaç zamandır ilk defa eli boş dönecekti zavallı…
Dediğine, diyeceğine pişman olmuştu. Üzüldü tabii ki de. Camdan, arkasından gizlice ne yapacağını takip etti. Evin arkasın dolanıp, az ilerideki dükkânların olduğu yere doğru yönelmişti. Ağırdan ağırdan yürümesi, başındaki tülbentinin ucuyla yüzünü, gözünü silmesi…
Camın arkasında bakan adamı yerin dibine sokmustu. Bitmişti. Yer yarılsa yerin dibine girecekti.
Evden ne ara hazırlanıp çıktığını kendisi bile bilmiyordu. Yan yoldan, gürünmeden, ondan önce dükkânların olduğu yerdeki ATM’ye vardı. Hesabındaki paranın yarısını çekip kadının karşısında belirivermişti.
Kadın şaşırmıştı. Yüzünde buruk bir sevinç olsa da biraz önce olanlardan bir o kadarda kırgındı. Nihayetinde o da bir insandı. Gururluydu..
Ne diyeceğini bilmez bir halde utana sıkıla, rica minnet eline zorla sıkıştırmıştı istenileni. Hoş, ay sonuydu. Çok parası da yoktu hesabında açıkçası. Acil bir şeye de ihtiyacı yoktu. Ne varsa hesabında; olanı ortadan ikiye bölüvermişti işte!
Son olaydan sonra alınmış olmalıydı. Uzunca bir süre kapılarına gelmeleri kesilmişti. Evet! Kapılarına gelmeleri kesilmişti kesilmesine de ne yiyip içtikleri umrunda değil, değildi adamın…
Ara sıra rengi soluk, iki tekerlekli eski bir pazar arabasını, yarı dolu evlerinin yanındaki yan yoldan çekiyor görürdü. İçi sızlardı. Sorardı...
"On liram vardı. Ancak bunları alabildim" demeleri yüreğini parçalardı. Sorsan bir türlü, sormasan bir türlü diye yakınırdı içinden.
Kim bilir?
Belki ikisi de bu dünyada böyle sınanıyordu.
Rabb’im, herkesin her şeyini bilen ve görendir.
Düşenin dostu olmaz.



















