DÖNEMEÇ
Gürültülü, kalabalık,
çığırtkan sokaklar,
Ve itmek tüm bu sokakları,
atmak yürek dağından aşağı...
Bir dolap kapağının kulbuna saklanmış,
korkmuş,
nazlı bir örümceğin gözleri,
gözlerime dokunsun istiyorum.
Bazen, hiçbir deniz feneri,
bir örümcek ağı kadar aydınlatamıyor içimdeki geceyi...
Bazen, dönemeçlerin en kıvrımlı yerinde,
tam bir iç hesaplaşmanın kapısını çalıyor yürek,
kendi kendini ihbar eden bir hayat kaçağı gibi,
kelime kelime,
söz söz döküyor kendi içini,
kendi içine..!!
Donatılmış bir masayı, örtüsünden tutup çekmek, bütün takımları yerle bir etmek...
Masayı boşaltıp, yalın ve yalnız kalmadan
hayatın gözleriyle göz göze gelemez insan...
Çünkü her şeyi doğru yaptım, artık ötesi yok dediğin anda,
sofraya su koymadığını fark ediyorsun mesela...
Denizdeki dalgalar, denizaltındakileri duymazsa,
üzerindeki sandalları iskeleye bağlayan ipleri koparır...
İşte sırf bu yüzden,
bir elim iskelede,
bir elim sandalda,
ama yüreğim denizaltında olmalı..!!



















