Advert

Daktilo / Yusuf Sarıkaya

Yazan: Yusuf Sarıkaya -DAKTİLO

ÖYKÜ - 25-05-2024 16:59 1408 kez okundu.

Daktilo / Yusuf Sarıkaya
Advert

DAKTİLO

(Bir Zamanların Bilgisayarı ile Hikayem)

En büyük hayaliydi bir daktiloya sahip olmak. Henüz öğretmenliğe başlamıştı. Amacı herkesin elinde ders kitaplarının olmadığı zaman diliminde konuların özetini çıkarıp, daktiloda mumlu kâğıda yazıp, hafta sonu okulda teksir makinasında basıp öğrencilere haftalık işleyecekleri dersin materyalini sunmaktı. Bu amaçla daktiloya ihtiyacı vardı. Ama alacak parası yoktu. Fakat öğretmendi ve öğrencilerini düşünmek zorundaydı.

“O yıllarda ders kitapları üst sınıfta olup sınıfını geçenlerden alt sınıflarda okuyan akrabalarına veya komşularına verilir, hatta bazen satılırdı. Kitaplar ancak okunamayacak hale gelince tedavülden kalkardı. Şimdilerde olduğu gibi herkese gıcır gıcır kitaplar verilecek, eğitim öğretim dönemi başlamadan sıraların üzerine konacak, hayal bile edemediğimiz şeylerdi.” dedi kendi kendine.

Fatih Öğretmen, şimdilerde olanları takdirle karşılıyor ve eski günleri üzülerek yâd ediyordu.

Yüksekokulda okurken bitirme tezini arkadaşının daktilosunda yazmış ve hayalinde bir daktilo sahibi olmayı arzuluyordu. Bir de çok güldükleri ama aynı zamanda çok üzüldükleri bir anıları vardı arkadaşlarıyla. Bitirme tezi üç nüsha istenmişti. Parşömen kâğıtların arasına karbon kâğıdı koymuştu. Böylece üç nüsha elde etmek isteniyordu. O yıllarda beyaz A4 kâğıdı kullanmak da lükse giriyordu. Bu nedenle ya parşömen kâğıt ya da teksir kâğıdı kullanılırdı. İşte, zar zor öğrendikleri ve harfleri, noktalama işaretlerini zor buldukları tezin birinci sayfasını yazmıştı. Yazılan sayfaları çıkardığında ikinci üçüncü sayfaların arasına karbon kâğıtları ters konulduğu için ikinci, üçüncü sayfalar üstteki sayfaların arkasına çıkmıştı. Epey üzülmüştü. Çünkü bir sayfayı bile yazmak saatlerini almıştı. Aradan bir müddet geçtikten sonra ev arkadaşları Mustafa, Muzaffer, Ömer ve Hayrettin ile günlerce bu olaya gülmüşlerdi.

Fatih Öğretmen yaz mevsiminde köyüne gider, köy işlerinde ailesine yardımcı olurdu. Günlük okumalarını da asla ihmal etmezdi. Köy meydanında komşularıyla buluşur, onlarla sohbet ederdi. Dini tahsil gördüğü için de sık sık güncel sorular sorarlar Fatih Öğretmen de onlara cevap verirdi.

Yine böyle günlerden biriydi. Almanya’dan gelen komşularından Zeki Amca köylülerle konuşuyor ve Almanya’yı anlatıyordu.

“Arkadaşlar öyle bir ülke ki, şaşarsınız. Yolları hep otoban, yer altında giden trenleri var. Okullarında sınıflar on beş yirmi kişilik. Marketlerinde her şey var. Bak bu teybi oradan getirdim..” diyor ve teybe yerleştirdiği kasetten Mahzuni’den, Murat Çobanoğlu’ndan, Nuri Sesigüzel’den türküler dinletiyor ve herkesi coşturuyordu.

Her Almanya’ya gidende olduğu gibi, Zeki Amca da başında fötr şapka, uzun yakalı gömlek ve omuzunda teyp ile köy meydanına iner ve böyle sohbet ederdi. Köylüler de birbirlerine; “Komşular görüyor musunuz, adamada şans varmış. Almanya’ya gitti de kurtuldu. Şu hale bak daha düne kadar iki yakası bir aya gelmeyenler ceplerinde tomar tomar para ile dolaşıyorlar. Üstelik, darda kalan komşular da tarlalarını, bağ ve bahçelerini bunlara satıyorlar. Biz de burada sürünüyoruz.” diye dert yanıyorlardı.

Zeki Amca konuşması sırasında ”Adler” marka bir daktilosu olduğunu söyledi. Fatih Öğretmen bunu duyunca dikkat kesildi. Hep hayalini kurduğu bir şeyden konu açılmıştı. Almak istiyordu ama adam satacağını söylememiş, üstelik birikmiş parası da yoktu.

Zeki Amca kendisinin kullanacağını söyleyemezdi. Çünkü öyle bir birikimi yoktu. “Niçin olabilirdi acaba?” diye düşünen Fatih Öğretmen kendi kendine, düğünlerde çeyiz yazılırken, köy muhtarı veya öğretmen daktilo kullanıyor ve bir miktar ücret alıyordu.

“Birisine satmayı düşünebilir mi?”  diye tahmin yürüttü.

Buradan hareketle satabileceğini düşünerek; “Zeki Amca sen daktiloyu kullanacak mısın, satacak mısın?” dedi.

“Satacağım hocam, satacağım.” diyerek karşılık verdi. Köyde kim netsin daktiloyu. Başka müşterisinin çıkması imkansızdı.

Fatih Öğretmen; “Ben alayım o halde. Anlaşırsak tabii.” karşılığını verdi.

Zeki Amca ve Fatih Öğretmen pazarlık yaptı ve iki yaz döneminde ödemesi bitmek şartıyla on bir bin Türk Lirasına anlaştılar.

Daktiloyu alan Fatih Öğretmen, böylece okullar açıldığında öğrencilerine elde olmayan kitapların özetini hafta sonu daktiloda yazıyor, teksir makinasında çoğaltıyor ve hafta başında öğrencilerine dağıtıyordu. Öğretmenliğin manevi tadını böylece alıyor ve hizmet aşkını diri tutuyordu. Öğretmen her zaman dağarcığındakileri öğrencilerine veren, onlardan hiçbir şey almayan, sadece sessiz dualarına talip olan kişi değil midir? Bundan dolayı Fatih Öğretmenin mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

Şimdilerde emekli olan, emektar Fatih Öğretmen, parasını iki yılda ödeyebildiği antika eşyaya dönen Adler marka daktilosu masasında, elinde bilgisayarla Daktilo (Bir Zamanların Bilgisayarı ile Hikayem) adında bir hikâye yazıyor. Genç kuşağa geçmişle ilgili ders vermek ve içinde bulunduğumuz değerlerin, varlıkların kıymetini hatırlatmak ve şükür kapısını açık tutmak için.

 

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

12-06-2026 - ÖYKÜ

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü -2. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü -2. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

09-06-2026 - ÖYKÜ