BİR SONBAHAR MEVSİMİ
Hiç kimse başka bir kişinin gerçek varlığını kabullenmez.
Onu en son asansörde görmüştüm. Yaşadığını, benim gibi düşünüp hissetmediğini kabul ettim.
Yorgundu…
Aramızda her zaman adlandırılmayan bir fark, somut bir eşitsizlik vardı.
Zemine indiğimizde o, çöp arabasıyla, ben lüks arabamla yaşantımıza devam edecektik.
Herkesle ilişkimiz böyleydi. Aslında mağaza tezgâhlarının arkasında bizimle konuşan satış elemanları da hayata kayıtsızlığın canlı kişilikleriydi. Belki de ben öyle düşünüyorum.
Okuduğum kitaplarda bazı karakterlere daha yakın hissediyorum kendimi.
Etten, kemikten suretler giydiriyorum onlara.
Manavın, kasabın yanında çalışan elemanlar bir gün intihar etsin istiyorum. Yalan gibi geçsin ömrün ortasından.
Tamam itiraf ediyorum. Kasabın çırağının intihar etmesine üzüldüm. Daha on dört yaşında.
Hırs mı?
Endişe mi onu kendi yalnızlığına sürükleyen?
Bir ruhu olduğunu bilecek yaşta.
Peki deneyimleri?
On dört yaşında bir çocuğun çok yoğun hissettiği duygu ne olabilir? Bu kadar satırla kendini doğrayacak kadar?
Cani…
Onun için kanatları ağır gün batımı artık akmayacak ömrüne.
Renkleri sert bulanık nehir parlamayacak...
Annem, omzuma dokunduğunda irkildim. Bohem türü bir ruhla,insanın ellerinden kayan bir şeyin, yaşamının akıp gitmesine ses çıkarmayan bir ruhla:
“Cenazeyi yarın defnedeceklermiş.” dedi.
Annemin gözleri doluyordu bunları söylerken.
“Yaşamın en mutlu anlarında hüzün düşlerinden sarılmamış.”
Benim onu teselli etmemi bekliyordu. Tükenmişliğinde anavatanı güllerden çok uzaktaydı. Bahçemizde gökyüzü renk tözünü çoktan kaybetmişti. Bense sessizliğimi bozmadım.
Pencereden sabahların solan renklerini izliyordum. Nesnelerin belirsizliği üşütüyordu içimi.
Bilirdim.
Aslında annemin kasabın çırağına değil, kardeşime üzüldüğünü…
Bir sonbahar mevsiminin hareketsiz olan her şeyi silip süpürdüğü bir günde, caddeye kaçan topunu almak için koşarken cansız bedenini ellerine verdikleri gündü. Her sonbahar, pencereden caddeye bakar, sert rüzgârlarla protesto ederdi umutsuz çaresizliğinin hüznünü.
Neredeyse kızgın sesiyle camlara tıp tıp vuran yağmur sesini bastırırcasına.
Beni görsün isterdim. Caddelerin vermeyeceği kardeşimin yerine benim saçlarımı okşasın. Bana ait olan sonbaharları kaybederdim onu beklerken…



















