BİR SİMİT BİR AYRAN
Eskiden bir simit bir ayran, karnı değil; hayatı doyururdu. Sabahın serinliğinde fırından çıkan simitin kokusu, ayranın serinliğiyle birleşir insan, “İdare ederiz” demeyi bilirdi. Çünkü o ikili, yokluğun değil kanaatin sembolüydü. Bugün ise aynı simit ve ayran, hayat pahalılığının sessiz ama en gerçek tanığı.
Bir simit alırken artık sadece susamına bakmıyoruz; fiyat etiketine, cüzdanın içindeki bozukluklara, hatta içimizdeki hesaba bakıyoruz. “Bugün simit mi yesem, yoksa yarını mı düşünsem?” sorusu, kahvaltı masasının yeni misafiri. Ayran desen, eskiden yemeğin yanında içilen masum bir eşlikçiydi; şimdi küçük bir lüks, “Olsa iyi olur” kategorisinde.
"Hayat pahalı" derken abarttığımızı sananlar olabilir. Oysa pahalı olan, sadece ürünler değil; umutlar, planlar, hatta sabır. İnsan artık ay sonunu değil, haftayı çıkarma hesabı yapıyor. Çocukların harçlığı, emeklinin maaşı, asgari ücretlinin sofrası… Hepsi aynı soruya takılıyor: “Bugün neyi kısmalıyım?”
Bir simit bir ayran, aslında bu ülkenin en sade ölçü birimiydi. Enflasyon grafikleri, uzun ekonomik analizler olmadan da durumu anlatırdı. Çünkü herkes bilirdi ki eğer simit bile zor geliyorsa mesele büyüktür. Bugün o ölçü birimi bile şaşmış durumda. Simit küçülüyor, fiyat büyüyor; ayran azalıyor, dert çoğalıyor.
Yine de insanlar vazgeçmiyor. Kimi sabah simitini ikiye bölüyor, kimi ayranı akşama saklıyor. Dayanmak, idare etmek, şükretmek… Bunlar bu toprakların ezberi. Ama ezberin de bir sınırı var. Bir simit bir ayranla yaşamak mümkün olabilir; fakat hayal kurmak, geleceğe güvenle bakmak giderek zorlaşıyor.
Belki mesele simit de değil, ayran da… Mesele, bu kadar sade bir sofranın bile ağır gelmesi. Ve insanın, en temel ihtiyaçlarında bile hesap yapmak zorunda kalması. Bir simit bir ayran, bugün sadece karın doyurmuyor; hayat pahalılığını bütün çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor.
***



















