SADIK RUSLAN / GEORGI VLADIMOV
Sibirya’da mahkûm kamplarından birinde özel eğitimli; sahibine ve görevine sadakatle bağlı bir köpek.
Adı Ruslan.
Kampta yaşananları bir köpeğin gözünden izliyorsunuz romanı okurken.
Romanda alegori sistemini kullanmış.
Şöyle ki:
Ruslan: Körü körüne itaat etmeyi öğrenmiş insanı temsil eder.
Çalışma kampı (Gulag): Totaliter rejimi ve baskıcı sistemi temsil eder.
Muhafızlar: Otoriteyi ve devlet gücünü temsil eder.
Mahkûmlar: Baskı altında yaşayan insanları temsil eder.
Kamp kapandıktan sonra Ruslan'ın uyum sağlayamaması: Bir ideolojiye veya sisteme bütün kimliğini bağlamış kişinin, o sistem yıkıldığında yaşadığı kimlik krizini temsil eder.
Yani roman aslında şu soruyu soruyor:
İtaat etmek bir canlıya o kadar öğretilirse sonunda özgür olmayı unutabilir mi?
Bu yüzden Sadık Ruslan, Sovyetler Birliği'ndeki Gulag sisteminin eleştirisi olarak okunur. Ama sadece Sovyetler için değil; insanı sorgulamayan bir araca dönüştüren her türlü baskıcı düzen için de geçerli bir anlam taşır.
Bu yönüyle bana göre roman, George Orwell'in Hayvan Çiftliği ile akraba sayılabilir. İkisi de hayvanlar üzerinden insan toplumunu anlatır.
Ancak önemli bir fark var:
Hayvan Çiftliği daha doğrudan siyasi bir alegoridir.
Sadık Ruslan ise daha psikolojik bir alegoridir. Asıl odak, baskı altında şekillenen zihnin ve kimliğin nasıl değiştiğidir.
Jack London'ın Vahşetin Çağrısı, Beyaz Diş adlı romanlarına da bir köpeğin gözünden anlatıldığı için benzemektedir lakin Jack London romanları daha akıcı iken Georgi Vladimov'un bu kitabı klasik Rus romanlarındaki gibi ağır ilerlemektedir.
Ancak sonlara doğru oldukça hızlanan roman beklenmedik bir final yapar ve gözyaşı akıtır…
***



















