OLDUĞUM YER / JHUMPA LAHIRI
Kapağından ve kitabın isminden etkilenerek aldığım bir kitaptı. Bazı kitaplar çeker içine beni. Kahramanın yaralarını mı görürüm, uzattığı eli mi tutarım; bilemiyorum.
2026 yılında okuduğum sarsıcı kitaplardan biri oldu.
Kahramanımız İtalya'da öğretmen. Nazik, sessiz ama derin bir suyun yağmur sonrası bulanması gibi dibi görünmeyen bir nehir.
"Haydi koluma girip bana eşlik et." diyor.
Küçüklüğünde sorunlu bir ebeveyn ile büyümüş bir kadının kırklı yaşlarındaki yaşamına şahit oluyoruz. Onunla sokakları geziyoruz. Caddelerde, markette, balkonda, mutfakta, havuzda, kırlarda, lokantada, manikürcüde, psikanalistte, yazın-kışın...
Uzun uzun dolaşıyoruz onunla hatta bazen fark etmeden o oluveriyoruz.
O anlatıyor, sohbet ediyor, görüyor, duyuyor. Var ama yok sayılmış. Silik bir görselin arkasındaki acıları hissettiriyor. "Görün beni." ve "Duyun beni. " diyor. O yüzden her yere bizi de götürüyor.
Sayfarı okurken birkaç sahne geldi gözümün önüne:
İlki, küçüklüğünde annesi- babasının iletişimsizliği.
İkincisi, evli bir erkek ile dolaştığı kasabadaki gezmeleri.
Üçüncüsü, yaşlılık aşamasındaki annesini ziyaret edip, vedalaşması.
Dördüncüsü, babasının mezarındaki söyledikleri.
Beşincisi, final sahnesiydi o trendeki diğer kalabalık aileyi gözlemlediği sahne...
ALINTILAR
"İkimiz de dile getirmesek de istersek hatalı ve hatta zararsız olacak, yanlış bir maceraya sürüklenebileceğimizi biliyoruz."
"Yakın, ulaşılabilir olmak zorunluluğumuz var ama ben kendimi onların tümünün uzağında hissediyorum."
"Aralarındaki sıkı bağın sadece kan değil aynı zamanda yas bağı olduğu hemen anlaşılıyor."
"Hayatımın her hüzünlü yaşamışlığı ilkbahara bağlanıyor. Her ağır darbesi."
"İnsanın kendine iyi davranması gerek..."
"Gerçekten başka bir şeye ihtiyacım yok, benim için kenara ayırdığı yakınlık yetiyor."
Denizi örten kızgın gökyüzüne ve ufukta seyrelen bulutlara, bu kargaşanın ötesindeki huzura bakıyorum. Benden başka hiç kimsenin celallenen denizi fark etmemesine şaşıyorum."
"Fazlaca hayat dolu olmaktan suçlu, anne sözü dinlemeyen, kötü bir evlat gibi hissediyorum."
"Annem artık bir kupür albümündeki sararmış seloteyp gibi tutunuyor hayata, iş görüyor ama her an düşebilir."
"Hiç dalgalanmayan bir deniz isterdin. Herkesle anlaştığını, kimseyi rahatsız etmediğini, kimseden hiçbir şey istemediğini öne sürerdin. Ama denize coşmama emrini veremezsin. Ve işte benden istediğin de buydu: Bana karşı tutumunda azla yetinmeyi öğrenmeliydim; bana da asla kendinden geçmişcesine bağlamayacağını, öyle bir yakınlık beklememeyi bilmeliydim." (Babasına bu sözleri.)
"Tanımadığım ikizime arkadan bakınca bir şeyi anlıyorum: O benim, ben değilim, buradan gidiyorum ve hep burda kalıyorum. Bu cümle dalları sarsan, bir ağacın yapraklarını titreten esinti gibi kısa sürede hüznümü dağıtıyor."
"Yönünü şaşırmış, kaybolmuş, uzaklaşmış, tutarsızlaşmış, yoldan çıkmış, altüst olmuş, yitmiş, yerini şaşırmış, toprağından sökülmüş, yabancılaşmış: Birbirine aşina sıfatlara kendimi aşina buluyorum. İşte meskenim, işte beni doğuran kelimeler."
***



















