KESTANECİ MEMİŞ DAYI / MUSTAFA KEMAL PINAR
Anadolu’da “Yiğit namıyla anılır” diye güzel bir söz vardır. Bu kitap, o sözün ruhunu taşıyan bir öyküyle karşımıza çıkıyor. Kestaneci Memiş Dayı, Anadolu halkının gündelik yaşamından bir kesiti çocuklara aktarırken, geçmişin sıcaklığını bugünün kuşaklarına duyurmayı amaçlıyor.
Köy yaşamında gençler büyüdükçe, duygular da değişir. Bıyıkları terleyen delikanlılar, bedenleri değişen genç kızlar, zamanla karşı cinse ilgi duymaya başlar. İlkokul yıllarında akıllarına bile gelmeyen bu hisler, on beşinden sonra kara sevdalara, şiirlere, romanlara konu olan gönül hikâyelerine dönüşür.
Anadolu’da kız babaları, geleneksel temkinin bir parçası olarak “naz evi” olmanın hakkını verir. İşte bu öykünün kahramanı Memiş Dayı da, bu nazın gölgesinde sevdiği Ayşe’yi kaçırarak “İki gönül bir olunca, samanlık seyran olur” sözünü gerçeğe dönüştürür. Memiş ve Ayşe, sevgiyle kurdukları yuvada muratlarına ererler.
Zamanla çocukları olur. Geçim derdiyle birlikte Memiş, çocukluğundan beri ilgilendiği kestane işine yönelir. Kendi elleriyle diktiği fidanlar büyür, meyve verir. Sonbaharda toplanan kestaneler, kış aylarının vazgeçilmez lezzeti olur. Memiş, at ve katır sırtında civar köyleri dolaşarak kestane satar; zamanla herkes onu “Kestaneci Memiş Dayı” olarak tanımaya başlar. Anadolu’da bu tür lakaplar, emeğin ve karakterin bir nişanesidir.
Yazarımız Mustafa Kemal Pınar, ekmeğini taştan çıkaran nice Anadolu insanından biri olan Kestaneci Memiş Dayı’nın öyküsünü kaleme alarak, bu kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarıyor. Biz de bu anlamlı çalışmayı kutluyor, yazarımıza nice kitaplar diliyoruz.
***



















