“HER ŞEYİN SONUNDAYIM” TEZER ÖZLÜ - FERİT EDGÜ MEKTUPLARI
Tezer Özlü ve Ferit Edgü çok yakın dosttur.
Bu dostluğun hikâyesi; Ferit Edgü’nün Özlü’yü çocukluk yaşından itibaren tanıması ile başlar.
Bu kitap, iki yakın dostun 1966 ve 1985 yılları arasında birbirlerine gönderdikleri mektuplardan oluşmaktadır. Yazılar; Ankara, İstanbul, Paris hattından oluşan mektuplarla okuyucusu ile buluşur.
Mektupların “ön söz” bölümünde Ferit Edgü, yakın dostu Tezer Özlü hakkında duygu ve düşüncelerini dile getirirken mektupların nasıl kitap hâline getirildiğini de ayrıntıları ile açıklamaktadır. Sözlerinin devamında, bu mektupların bir kısmının eserde yer almadığına ve pekçoğunun yitirildiğini ifade etmektedir.
Kitaptaki ilk mektup Ankara, Eylül / Ekim 1966 tarihlidir. İlk sayfadaki mektuplarda, Tezer Özlü’nün kendi el yazısının olduğu bölümlere de yer verilmiştir. Bu da okuyucuyu âdeta geçmişe ve hatıralarla kaleme alınmış yolculuğa çıkartır.
Bu mektuplarda; Tezer Özlü’nün dinlediği müziklerden, sevdiği yazarlara, okuduğu kitaplardan, ailesel ilişkilerine ve edebi çalışmalarına dair pek çok çıkarımlar yapabiliriz. Sayfaların içerisinde Özlü’nün fotoğraflarına da yer verilmesi onun yaşamına dair en güzel varoluş çabasının izlerini taşır. Ayrıca bu yazışmaların, Tezer Özlü’nün geçirdiği zor dönemlerde kendisine nasıl iyi geldiğini ve onu yüreklendirdiğini söyleyebiliriz.
Mektuplarda ayrıca; iki dostun edebî üretimleri için sürekli fikir alışverişi içerisinde olduğunu görmekteyiz. Özellikle Özlü’nün “Yaşamın Ucuna Yolculuk” kitabı ile birbirlerinin görüşünü alarak eserin çıkış serüveni hakkında bilgi sahibi olmaktayız.
Kitabın son bölümlerine doğru ise Tezer Özlü’nün hastalığını öğrenen Ferit Edgü’nün, hüznünü ve üzüntüsünü çok derinden hissetmekteyiz. Kelimeler de bu hüzünlü vedaya âdeta eşlik ederek biter.
“Her şeyin sonundayım.”
ALINTILAR
“Öyle rastlantılar vardır ki çocuk yaşta başlar, ölene değin sürüp giderek dostluğa dönüşür.”
“Hep Bach’ın süitlerinin ilk kısmını dinliyorum.”
“Bu sabah mektubunu bulmak, okumak, bana hem yaşamı hem de sonundaki ölümü daha dayanılır kıldı. Birden yüksek dağlar, henüz boz rengi olan yamaçlar, tepelerdeki beyaz kar, sessiz, küçük İsviçre köyleri anlam kazandı ve buraya geldim geleli ilk kez ayağım yere değdi. Yaşamımın bu önemli döneminde beni hiçbir şey sözlerin kadar yüreklendirmezdi.”
***



















