BEYKOZ'DA SAKLI MÜHÜR
Ne Yoros'un kalesi ne Hidiv'in o zarif gölgesi,
Bu mısralar, Kanlıca'nın gizemli bir sisle uyanışı.
Çubuklu Korusu'nda, kimsenin bilmediği bir kestane,
Kök salmış toprağa değil, kırık bir aşkın imgesine.
Anadolu Kavağı'nın son balıkçısı, ağına takılanı anlatmaz;
O, Marmara'nın değil, kalbinin en derinini avlar.
Göksu'nun fısıltısı artık mesire şarkısı değil,
Yitirilmiş bir saatin tiktakıdır, geçmişe eğil.
Bir yalı penceresinden vuran ay ışığı,
Denizdeki yakamoz değil, unutulmuş bir anıya tanıklığı.
Küçüksu'nun çimleri, ayak izlerini ezberlemez artık.
Sadece yorgun bir ruhun sığındığı, ıssız bir sığınak.
Polonezköy'ün kirazı, dallarını göğe uzatır
Ama o meyve, tatlı bir umut değil, acı bir sır saklar.
Yüşa Tepesi'nde esen rüzgârın sesi,
Duaların değil, ıztırabın, sessiz bir yakarışı.
Bu Beykoz, kartpostallardan çalınmış bir manzara değil,
Her köşesi, benden sana akan, kimsesiz bir tebessüm.
Boğaz'a düşen gölgemizdir ne tarih ne coğrafya.
Yalnızca benim gözümde parlayan, senin saklı mühürün.
***



















