BEN GELDİM ANNE
Anne ben geldim...
Bütün dar kuyularında Yusuf’ların,
Melul iç çekişlerinde hüsranların,
Sonbaharlarında mevsimlerin,
Ağlamaklı, dolu dolu bulutların,
Yorularak her köşe başında,
Kendime hazin rastlamalarım...
Ben geldim anne.
Sırtımda dünya denilen o dilsiz kambur,
Ruhumda yankılanan kırık bir aynanın sesiyle geldim.
Zamanın dişleri arasında ufalanırken gençliğim,
Her adımda biraz daha kendinden eksilen,
Kendi gurbetinde yabancılaşan o çocukla geldim.
Gömleğim arkadan yırtık, kalbim bin yerinden,
Züleyha’nın vaatlerinden değil, dünyanın sahteliğinden kaçıp geldim.
Bakışlarımda donmuş bir zemherinin soğukluğu,
Ellerimde tutunamadığım rüzgârların yorgunluğu var.
Ben ki; gökyüzünü bir avuç toprağa değişenlerin arasında,
Maviye olan inancımı senin dualarında sakladım.
Şimdi her köşebaşı bir uçurum, her yüz bir maske,
Kendi içimin labirentlerinde kaybolmuşken,
Senin merhametinin o ince sızısına tutunup geldim.
Biriktirdiğim sessizlikleri odanın duvarlarına as,
Yorgunluğumu seccadenin bir kenarına bırak.
Çünkü dışarısı, insanın insanı gurbet kıldığı bir yer.
Çünkü dışarısı, kalbi olanın nefes alamadığı bir mahşer.
Gözlerindeki o kadim şefkati sür yaralarıma,
Karanlık pusuları dağıtan o beyaz tülbentini sar ruhuma.
Yusuf kuyuda ölmedi ama ben her gün öldüm anne.
Kervanlar geçti üstümden, kimse beni satın almadı.
Bir senin sevdan paha biçilemezdi şu çürümüş çarşıda.
Şimdi bütün yollarım sana çıksın, bütün kapılarım sana kapansın.
Eksik kalan yanlarımı tamamla, dağılan parçalarımı topla.
Tükendim, bittim ve nihayet kendime rastladım...
Ben geldim anne.
***



















