BEKLEYİŞ
- Anne kardeşim yok.
- Sokağa çıkmıştır. Açıkınca gelir.
- Ben de çıkabilir miyim?
- Seninle ikimiz bugün yufka yapalım. Ekmeğimiz bitmek üzere. Sonra çıkarsın. Ayşegüller ile oynarsın. Hadi sen ocağa odun getir.Ben hamuru hazırlayayım.
- Olur annem.
- Sağol güzel kızım.
Zehra koşarak avluya çıktı. Ekmek evi mutfağın içinde idi. Yağmur yaştan, güneşten uzaktı. Kucağında odunlarla geldi. Usulca bir köşeye bıraktı. Ocağın içindeki küçük saç ayağını alıp, duvardaki çiviye astı. Büyüğü indirdi. Yerleştirdi altına odunları sıraladı. Bir koşu biraz çalı çırpı getirdi. Odunların sağına soluna sıkıştırdı. Bir iki kez daha canlıca çalılardan getirip koydu.
- Annem ocak hazır.
- Yaylımı ser.Üzerine eski kilimi yaz. Hamur tamam.
Zehra hasırı serdi önce, sonra ince ince desenli renkli kilimi serdi. Annesi: "Nenenden kaldı bu kilim. O kendi elleriyle dokumuş" demişti.
Sormuştu annesine; "Sen de dokudun mu anne?"
Annesi; "Dokudum kızım. Odanın birinde tezgâhımız vardı. Babam şehirden atkılık ip getirir, tezgaha gererdi. Bizde koyun yünlerini yıkar, kurutur, büker, kirmanlar ipler yapar, boyardık. Kendi boyadığımiz bu iplerden dokurduk. Bazılarını çeyize ayırır, çoğunu babam götürür pazarda satardı." ile anlatmış anlatmış, O bir masalca dinlemişti.
Hamur teknesini getirip yerleştirdi. Yastıgeçi üstüne kapattı. Ocağı ateşlediler. Annenin ellerinde hamur bezeleri oklava ile açıldıkça açıldı. Saçlık hale geldiğinde sardığı oklava uzanıp, çözüldükçe saça yapıştı. Ateş kabartıp kızartınca Zehra şişle havalandırdı. Anne kız odanın içinde pişen ekmeğin kokusuna büründü.
- Anne babam gelmiyecek mi?
- Gelir kızım, gelir. Bugün yarın gelmesi yakındır.
- Gideli çok oldu. Özledim onu.
- Baba özlenir.
- Bana söz verdiği kitapları getirir değil mi?
- Getirir.
- Annem ben okumayı çok seviyorum.Tıpkı babamı, sen sevdiğim gibi.
- Sev kızım sev. Okuyan aydınlanır. Bilgisi çoğalır. Bak Hacer Teyze’nin Hasan’a okudu, öğretmen oldu. Şadiye’nin Mukaddes hemşire oldu. Şimdi ailelerine yardım ediyor, katkı yapıyorlar.
- Ben de öğretmen olmak istiyorum.
- istiyorsan olursun. Tabii ki çok çalışman gerek.
- Çok çalışacağım.
- Bugün sıkılan yarınında rahat eder.
Yufkalar sofra altlığı üzerine soğuması için serildikçe, genişledi.
- Yufkaları üst üste yığ, yer açılsın.
- Tamam anne.
Kızı tek yardımcısı idi. Oğlan kısmı biraz oyuncu olur. Karnı doydu mu gözü yolda oluyordu. Kitapla defterle arası da iyi değildi. Zehra farklıydı. "İnşallah okur, dilediği olur. Her zaman yanında duracağım.”
- Anne
- Evet.
- Babam hep şehire mi gidecek?
- Kızım köyde tarlamız çok değil ki. Mecbur şehre gidecek.
- Niye bizi de götürmüyor?
- Düşünüyor. Şehirde ev para, su para, her şey para. Burda hiç olmazsa başımızı sokacak bir ev, yeşilimizi diktiğimiz bahçe var. Yoksa bir babanın kazandığı neye yeter?
- Her şey para.
- Öyle.
- Okulum bitince..
- Okulun bitince taşınırız belki. Ortaokulu ve sonrasını şehirde okursun. Orada fabrikalar varmış, ben de işe girerim. İki elden getiririz.
- Şehir çok büyük annem.
- Derdi de büyük kızım.
...
Kardeşi kan ter içinde geldi. Gönül almasını biliyordu. Annesi ve kardeşine çiçek getirmişti. Annesi bir yufka yağlayıp, ayran koydu önüne. Onlar önceden yemişti. Elinde çiçeği camı kırık pencere önüne geldi.Yolu gözledi. Mavi bir minibüs aktı gitti.
-Yakında gelir mi babam?
-Gelir.
Oğlan araya girdi.
- Bana ayakkabı getirecek.
Kız geri kalmadı.
- Bana kitap getirecek.
Anne son sözü söyledi.
- Sağlıkla gelsin.
Kırık camda bir çift göz hasret yüküyle yansıdı.



















