BAKMAYIN SİZ BANA
Bakmayın siz bana... Kağıttan kayıkların dümenindeyim...
Siyahla beyazı birbirine bulayınca, griyi değil, maviyi kuşanırım.
Bakmayın siz bana...
Bu deli bozuk halimde, ince ince işlerim şövalyeliğimi...
Dikenli bir gülün, dikenlerini yutar, gülü kılıç yaparım kendime...
Bakmayın siz bana... Saklamam kalbimdeki dartı, attıkları oklarla on ikiden vururlar Beni hep, hep tam isabet... Kendi elimle veririm, ellerine zafer madalyalarını... Heykellerini kendi elimle dikerim en zirveye... Bile bile kucaklarım yüreğimin Mağlubiyetini; atılan gollere set olmam, tutmam kaleci...
Bakmayın siz bana... Susan dudakları, gözlerden duyarım da
Tutar alkışlarım iskelet kılıklı riyakârlığı...
Bakmayın siz bana... Deli bir okyanusu yarar geçerim, kılıç balıklarının soylu sırtında... Bir gerçeğe bin yalan feda ederim, değil mi ki adalet keskin bıçak üstünde...
Zevkle kanarım, kanatmadan kan basarım, kanayan her yarama...
Bakmayın...
Bakmayın siz bana... Bilmediğim diyarların, altın taçlı aslanlarına;
Kurşun renkli güvercinliğimle kafa tutarım bir ağaç kovuğunda...
Binbir mektup, binbir dil... Şişelere doldururum zarf niyetine, bırakırım en lacivert Denizin suyuna... Döner dolaşır, yine benim kapımda birikir şişeler
Tuz dolmuş içlerine... Teker teker içer, ruhumu ayyaş yaparım göz göre göre...
Sızar kalırım sonra, sırılsıklam bir kağıt kayığın içinde...
Ama dedim ya, bakmayın siz bana; kağıttan zarar gelmez, pusulası parçalansa da!..



















