Advert

Ayşegül / Hatice Tike

Yazan: Hatice Tike -AYŞEGÜL

ÖYKÜ - 20-06-2025 14:33 761 kez okundu.

Ayşegül / Hatice Tike
Advert

AYŞEGÜL

Kasabanın en güzel kızıydı Ayşegül. Nazlı, sakin, alımlı...

Babasının göz bebeğiydi. Annesinden, babasına kalan yegâne armağandı. Babası yaşlı ve hastaydı Ayşegül'ün; sadece ikisi kalmış, birbirlerine destek olup hayata tutunmaya çalışıyorlardı.

Ufak bir bahçeleri vardı; toprağı ekip biçiyorlar onunla geçinip gidiyorlardı. Kimseye muhtaç değillerdi. Kendi yağlarında kavruluyorlardı.

Ayşegül tek çocuktu; daha bebekken annesi vefat etmiş, yetim kalmıştı. Fakat babası büyük bir özveri gösterip evlenmemiş, güzeller güzeli kızını büyütüp bu yaşa getirmişti. Aysegül, yalnız büyüdüğü için hep kalabalık bir ailesinin olmasını hayal eder "Evlenince çok çocuk yapacağım" diye düşünürdü.

O gün, beline kadar uzun saçlarını tarayıp ördü. Çiçek desenli kabarık elbisesini giydi. Eline testilerini alarak çeşmeye su doldurmaya gitti. Kasabanın diğer kızları da oradaydı; şakalaşarak birbirlerine su atıp testilerini dolduruyorlardı. 

Tam o sırada atıyla yanlarından geçen ağanın oğlu, saçlarını savurarak indi. Çeşme başına gelip Ayşegül'e, "Çirkin kız, bana su versene!" dedi.

Ayşegül'ün yüzü kızardı, utandı. Alnından terler su gibi akmaya başladı. İlk defa bir erkek, ona seslenip hitap ediyordu. Tabii babasından sonra; ama o, babasıydı canıydı. Hiç böyle olmamıştı. Başını öne eğdi; kendini tutamıyor, gülüyordu. Kendine kızıyor, içinden: "Ciddi olsana!" diyordu, ama bir türlü engel olamıyordu kendine.

"Ne sırıtıyorsun çirkin kız! Bir su istedik senden, versene. Ne nazlanıyorsun, amma afilisin ha!" diye devam edince Ayşegül'ün beyaz yüzü kıpkırmızı oldu. Elini yüzüne kapatarak sürekli kıkır kıkır gülüyordu, "Ama nasıl vereyim, tas yok ki!" diyordu içine kaçan cılız sesiyle. Adem, Ayşegül'e omuz atarak yanından geçti. "Anlaşılan senden bize fayda yok!" diyerek eğilip avucuyla suyunu içti. Bütün kızlar ona hayran hayran ağzı açık bakıyordu. Ayşegül ise onun çarpmasıyla başı döndü, âdeta yıkılacak gibi oldu. Adem tekrar atına binerek gözden kayboldu.

Ayşegül o günden sonra kendinde değildi. "Âşık mı oldum yoksa ben?" diyerek Leyla gibi hülyalı hülyalı gezmeye başladı. Bir hafta sonra ağanın karısı, kızları, kardeşleri bir yığın kalabalık hâlinde gelip Ayşegül'ü babasından istediler. 

"Bizim oğlan çeşme başında görmüş beğenmiş; Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızını oğluma istiyoruz!" dediler. Babasının canı çok sıkıldı bu işe, çünkü Adem'i hiç sevmezdi. "Şımarık ağa oğlu!" derdi hep. "İşi yok gücü yok, bundan adam olmaz! Bir de utanmadan güzel kızıma talip oluyor, bak hele!"

Onların ısrarlı gelişlerinden sıkılan babası, kızıyla konuşmaya karar verdi. Bir akşam, "Bak kızım, bu velet seni istiyor; ama bu, beş para etmeyen bir çocuk. Çok yaramaz, şımarık, çalışmayan tembelin teki! Babasının parasını yiyerek akşama kadar böyle hayta gibi at üstünde gezer. Senin kıymetini bilmez, üzer diye korkuyorum" dedi.

Başını önüne eğen Ayşegül babasını dinliyor; ama çeşme başında Adem'i gördüğü o ilk günden beri ayakları yerden kesilmiş, kanat takmış gibi havalarda uçuyordu. "Kız çirkin!" sözü kulağından gitmiyor, tüm benliğini mutluluğun heyecanı sarıyordu.

Babası; "Yarın yine geldiklerinde –yok, diyeceğim. Ben kızımı sokakta bulmadım ya!" diyordu. Kızının yanaklarından incecik gözyaşlarının süzüldüğünü fark eden adam, "Yoksa senin gönlün mü var bu zibidi oğlanda kızım?" diye sorunca Ayşegül başını öyle hızlı salladı ki saçından tokası düştü. Sonra cılız titrek sesiyle, "Evet baba" dedi. Şaşkına dönen adam daha ne olduğunu anlamadan kızının boynuna atlayıp sarılması karşısında çaresiz kaldı ve hiç istemeden de olsa kızını vermeye razı oldu. Madem kızının gönlü vardı, "Haydi hayırlısı" diyerek düğün dernek kuruldu. Evleri de tam Ayşegül'ün istediği gibi kalabalıktı.

Adem, Ayşegül'ü çok sever mutlu olurlar, ama tembeldir, çalışmaz Adem. Baba parası yemesi Ayşegül'ü üzer. Babasına karşı kendini hep mahcup hisseder.

Bu arada iki kızları olur. Adem hep erkek çocuk istemesine rağmen karısını ve kızlarını çok sever; ama söz konusu çalışmak olunca aralarında sürekli problem çıkar. Kasabada iş yoktur. Adem, büyük şehir hayali kurarken Almanya'daki kurumlara da başvurur ve bir gün kabul edilir.

Ayrılık günü yaklaştıkça Ayşegül'ün gözyaşları dinmez, "Ne olur Adem bizi de götür, ben senin hasretine dayanamam!" der. Adem de "Ben önden bir gideyim, işimi, evimi ayarlayayım sonra gelip sizi de alırım" diye cevap verir.

Bu habere çok sevinen Ayşegül, kocasının boynuna atılıp ona sarılır. Hasretlik zor olsa da buna katlanmak zorundadır. Kısa bir süre sonra belki de en fazla bir yıl sonra yine kocasıyla birlikte olacaktır. Bu beklenti ve hüzünle Adem'i Almanya'ya yolcu ederler.

Ayşegül kendini evine, ailesine, kalabalık ev halkına ve çocuklarına feda eder. Ondan gelen her mektuba çılgınlar gibi sevinir, odasına gidip gizli saklı kıyı köşelerde tekrar tekrar okur.
Aradan zaman geçtikçe mektuplar seyrekleşir,
ve sonunda haber gelmez olur. Ayşegül çıldırmak üzeredir, "Neden?" der, "Neden yazmıyor?" 

Aradan su gibi dört yıl geçer; Ayşegül'ün eski huzuru, neşesi, keyfi yoktur. Bir çiçek gibi âdeta solar; aklında hep, "Hani Adem hani bizi en geç bir yıla kalmadan aldıracaktın?" sorusuyla yaşar. 

Bir gün Ayşegül çeşmeye su doldurmaya gider. Eve geldiğinde kayınvalidesi onu, "Müjde kızım müjde, Adem'den mektup var!" diye karşılar. Ayşegül sevinçle çığlık atarak elindeki güğümleri yere fırlatınca sular bahçeye dökülür. Mektubu kaptığı gibi soluğu odasında alır, bir nefeste belki on defa okur. Mektupta geleceği günün tarihini veren Adem, "Size de hem bir müjdem hem de bir sürprizim olacak" diyerek mektubu bitirir.

Takvimlere devamlı bakan Ayşegül, zamanın bir haftadan az kaldığını görünce kalbinin daha da hızlandığını hisseder. Zaman çabuk geçsin diye ne yapacağını bilemez. Sevinçten bazen panikliyor; eşi kocası sevdiceği Adem'in geleceği günü iple çekiyordu. İlk "çirkin kız!" dediği an aklına geldi; aynı o gün gibi bütün bedenine sıcaklık yayılıp ter bastı.

Evi baştan aşağı temizledi; pencereler silindi, perdeler, çamaşırlar yıkandı, ütülendi. Adem'in en sevdiği yemekleri yaptı. Sonunda beklenen gün gelip çatmıştı işte. O gün banyosunu yaptı, en güzel kabarık elbisesini giydi. "Saçlarımı örsem mi açık mı bıraksam?" diye bir türlü karar verememişti. "Dağınık kalsın!" deyip güzel tokalar taktı dalgalı saçlarına. Kokular sürdü. Çok güzel olmuştu, sanki bir peri kızı gibiydi.

Nihayet beklenen gün gelmişti, oturup ailesiyle birlikte beklemeye başladı. Zaman sanki hiç ilerlemiyor, olduğu yerde çakılı duruyordu. Gözü sürekli saatteydi. Ev mis gibi Adem'in en sevdiği yemekler kokuyordu. Bir ara "Bu kadar yemeği kim yiyecek, biraz abartmışım" diye içinden geçirdi. Börekler tatlılar sini sini mutfağa dizilmişti.

Evi bir kere daha kontrol ettiği sırada kapı çaldı; deli gibi fırlayıp koştular, fakat gelen Adem değil mahalledeki çocuklardan biriydi, "Yetişin yetişin! Kasabanın girişinde kaza olmuş!" diye bağırıyordu. Ayşegül neye uğradığını şaşırdı.

Evden yıldırım gibi terliklerini bile çıkarmadan fırladı. Ev halkı ona yetişemiyordu; kasabanın kavşağındaki hurda haline gelen arabayı görünce içinden, "Adem araba mı almış, onunla mı geliyordu, sürprizi bu muydu?" diyebildi sadece. Nefes nefese kalmıştı. Etrafındaki kalabalığı yara yara kendine yer açıp arabanın yanına geldi. Kaç takla attıysa hurdaya dönmüştü. "Adem, Adem!" diye çığlık attı.

Elini kırık camdan içeri sokarak Adem'in alnından sızan kanı silmek istedi, buz gibiydi. 

O an şoka girdi, "Öldü mü yoksa, yok olamaz böyle bir şey!" derken yan koltuktaki sarışın kadını fark etti.

Kimdi bu kadın?

"Yok olamaz öyle bir şey, Adem'im benim üstüme gül koklamaz!" dedi.

İkisi de ölmüştü; sendeledi, bayılacaktı. Kalabalıktan birileri onu çekip çıkarmaya çalıştı.

O ise ruh gibi olmuştu. Aynı anda üst üste şok geçiriyordu. "Adem ölmüş olamaz!" kabul edemiyordu. "Ama yanındaki kadın kimdi?" Onu hiç kabul edemiyordu.

O an içine bir kırgınlık çöktü, eliyle akan gözyaşlarını sildi. Arabanın yanından ayrılırken ağlayan bir çocuk sesi duydu. Baktı ki üç yaşlarında bir erkek çocuğu arka koltukta, yaşıyor, ölmemiş. "Hayret, hurda yığınında nasıl sağ kalmış!"

Ağlamaktan sesi kısılmış çocuğa şöyle bir baktı.
"Demek bizi aramamasının, mektuplarının kesilmesinin sebebi sensin, öyle mi? Değdi mi Adem, değdi mi şimdi? Muradın oldu mu? Erkek çocuğun da olmuş, bu muradına değdi mi şimdi?" dedi ve acıya daha fazla dayanamayıp olduğu yere yığıldı.

Uzun süre baygın kalmış olmalı ki gözünü açtığında evde, kanepede yatıyordu. Çocuğun ağlamasını duydu, başını yana çevirip ona baktı. İçinden, "Nasıl da Adem'e benziyor!" diye geçirdi.

Hıçkırıkları dışarıdan bile duyuluyor; gö

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.

zyaşları yüzünü, saçlarını ıslatıyordu. Yerinden yavaşça doğrulup "Yazıklar olsun sana Adem, yazıklar olsun! Alacağın olsun! Bize süprizin, müjden bu muydu? Senin için bu son gözyaşlarım olsun, değmezmiş!" dedi.

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.

Editör: Gülçin Granit

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Raftaki Boşluk / Deniz İmre

Raftaki Boşluk / Deniz İmre

15-05-2026 - ÖYKÜ

Arap Dayı / Murat İşler

Arap Dayı / Murat İşler

15-05-2026 - ÖYKÜ