ARAF
Araftayım, ey Gülce, kaybettim düşlerimi.
Boğazıma çalınan kör bir ihanet hançeri
söndürdü gözlerimdeki gülüşlerimi.
Bilmiyorum hangi mevsimdeyim,
aylardan ne, günlerden ne.
Ne yandan doğuyor güneş, ne yandan batıyor,
Doğuda mıyım, batıda mıyım,
Kaybettim tüm yönlerimi.
Mesela, sevgimi, şefkatimi, samimiyetimi,
ihtiraslarımı, isyanlarımı,
olur olmaz parlayıp sönen,
sitem dolu haykırışlarımı...
Oysaki sen...
Sen, ruhumun derinliklerinde kopan fırtınam.
Sen, hayalini kurdukça tutulan nutkum.
Sen, alev alev yanan tutkum.
Sen, en mahremimde sakladığım arzum,
hayalim, ruhum.
Issız ve karanlık gecelerde sığındığım huzurlu kuytum.
Sen, bitmek bilmeyen gecemin sancısı.
Sen, sen var ya, doğan güneşim, tutulan ayım, orucum,
gökyüzünde en parlak yıldızım.
Sen, doğum, sen, batım, sen kuzey kutbum.
Sen, kıblegâhım, secdegâhım, sen ahım!
Ey dilber,
ey hüzün tarlasının çiçeği,
Sen dünüm, sen bugünüm, sen yarınım,
sen benim diğer yarım!
Araftayım, ey Gülce,
Hızır'ın yetişemediği yerde.
Ben bile bilmiyorum ruhumdaki fırtınayı.
Söyle şimdi, kim saracak açtığın bu yarayı...
***



















