SÜPÜRGE ve KÜREK AŞKINA…
Eskiden “günlük” adı altında hemen hemen herkesin bir hatıra defteri olurdu. Anılarımda gezinirken aklıma o defterim geldi. Hatıralarımı sakladığım küçük sandıktan günlüğümü elime aldığımda, defterime “funda çiçeği” diye not aldığım kurumuş çiçeklerden güzel bir anı düşüverdi avuçlarıma. Araştırdığımda funda çiçeğinin halk dilinde süpürge otu ve sağlık için birden fazla faydasının bulunduğunu öğrenmek de beni şaşırttı.
Funda çiçeğinin kuruduktan sonra kalan saplarından süpürge yapıldığını öğrenmiş oldum. Bu kadar narin güzel bir çiçeğin süpürgeye dönüşerek evlerimizi, bahçelerimizi çiçek gibi temizlediğini düşündükçe benim için ayrı bir değer kazandı ve kendi kendi gülümsedim.
Şimdi hatırlıyorum da, arkadaşımın annesi, çocuklarına sürekli; “Sizin için saçımı süpürge yaptım” diyordu. Çocuk aklımla bir anlam veremiyordum. Saç nasıl süpürge olurdu? Merakım iyice artmıştı. Saçımı yere koyarak dökülen kırıntıları süpürmeye çalışmıştım. Fakat hem yere eğilmek hem de süpürebilmek imkansızdı. O zaman anlamıştım ki, çok zor bir iş yapıyordu anneler.
Şimdi düşünüyorum da, çocuklarının ve ailesinin hayatını daha kolay, daha düzenli bir hale getirmek için çok büyük emek veriyorlardı. Babaların da anneye yardımcı olması, süpürge ve faraş aşkını aklıma getirdi. Yine gülümsedim.
Evleri, bahçeleri ve sokakları temizleyen sevgili süpürgenin kötülükleri süpürmesini diledim. Bir de; hüzünleri, kederleri süpürebilseydi keşke.
Yine eskilere gidiyorum, her evde bir süpürge ve faraş (kürek) vardı. Yerleri de, kapı arkası ya da görünmez bir köşeydi.
Temizliğe başlarken halılar süpürülür katlanır, somya etekleri üste alınır, hatta süpürge biraz ıslatılarak toz kalkması önlenirdi. Süpürülerek bir araya gelen kırıntı ve toz, faraş yardımıyla toplanarak çöpe atılırdı.
Temizlik bittikten sonra süpürge yıkanır, çırpılır ve faraşla yan yana ya da arka arkaya yerleştirilirdi.
Çiçek gibi kokardı evlerimiz. O koku hala burnumda sanki. Öyle ki, kokuyla birlikte derin hülyalara daldım. Süpürgeyle faraşa oracıkta hayalimin bana verdiği yetkiyle nikah bile kıyıverdim. Süpürge Hanım ve Faraş Bey ayrılmaz ikiliydi artık.
Hayatta her şeyin bir tamamlayanı vardı; kadın-erkek, tencere-kapak, süpürge-faraş gibi. Süpürgenin bir ara, faraşın kulağına eğilip; “Ne güzel süpürdük seninle hayatı değil mi?“ diye sorduğunu bile duyar gibi oldum.
O sırada radyoda çalan şarkı onlara eşlik ediyordu sanki; “Bir elmanın yarısı; biri sensin, biri ben”
Süpürge ve faraşın aşkı da, her şeyde olduğu gibi eskiden mi güzeldi?
Editör: Serhan Poyraz
