Savsak Baba / Hüseyin Yenim

Yazan: Hüseyin Yenim -SAVSAK BABA
Advert

ÖYKÜ - 02-07-2023 14:13

SAVSAK BABA

Bugün Ankara'ya gelişlerinin üçüncü günüydü. Rapor alma işleri ne zaman biter; kaç gün sürer belli değildi. Çok kalabalıktı. İyi ki dayısı ile gelmişti. 

İbrahim ortaokulu çok iyi derece ile bitirmiş; iki ay önce Bursa'da yapılan askeri liselere giriş sınavını ve seçmeleri kazanmıştı. Ailesinin de kendisin de imrenerek baktıkları subaylığa girebilmek için buradaydılar. Sağlık raporu almak sanıldığı kadar kolay değildi. 

Askeri hastane, caddenin doğusunda, yeşillik geniş bahçe içinde üç katlıydı. Bahçe duvarı işlemeli demir parmaklıklarla çevriliydi. Her ilden gelen kendisi gibi başarılı yüzlerce erkek öğrenci bahçe içinde, ellerinde sarı zarflarla bekleşiyorlar, geziniyorlardı. Bir o kadar da aile büyükleri dışarıda... Bu geniş kaldırımın alışılmadık kalabalığına seyyar satıcılarda eklenince, hızlı hızlı gelip geçen öteki yayalar aralardan zor geçiyordu. İlk bakışta gördükleri, meraklarını çeken bu kalabalığın nedenini ancak binanın üzerindeki levhayı okuyunca anlıyorlardı. 

İbrahim; bir önündeki sıraya, bir arkadaki sıraya baktı; gerilerde sayılırdı. Hastanenin bu katındaki koridorda kendisi gibi muayene sırası bekleyen elli kadar öğrenci vardı. "Arkadaşlar! Yine dağılmışsınız… Şöyle duvara yakın tek sıra olun. Yoldan geçenlere engel oluyorsunuz."

Seslenen; beyaz önlüklü, kel başlı, sert bakışlı bir doktordu. Az önce sarı saçlarını topuz şeklinde bağlamış, düzgün vücutlu hemşire hanım da aynı şekilde yakınmıştı. 

Sağ omuzunu duvara yasladı. Klimaların verdiği serinlik, duvarın soğukluğu içini ürpertti. Elindeki dosyaya şöyle bir baktı. Üzerine kırmızı kaşe mühür vurulmuş olanları atlayıp saydı. Cildiye, nöroloji, dahiliye, KBB (kulak, burun, boğaz ) kalmıştı. Bugün bitmez; dercesine dudak büktü. 

Ön sıralarda biri uzun boylu diğeri orta boylu iki öğrenci çok hareketliydi. Durmadan el kol şakası yapıyor; sırnaşıp duruyorlardı. Saatine baktı: 11.30 u gösteriyordu. Karnı acıkmıştı. Gece; otel koridorundan gelen sesler, hiç bitmeyen konuşmalar, terlik şıpırtıları, boğuk öksürük sesleri uykusunu bölmüştü. Uyuyamamıştı. 

"Cildiyede muayene olacaklar ikinci kata inebilir" diye bir ses yankılandı merdivenin başında. Dosyasına baktı. Bu sırayı beklerken öğle paydosu olacaktı. "Hiç olmazsa bir doktorluk işi daha bitireyim” diye düşündü. Sıradan çıktı. Sesin geldiği tarafa kendisiyle beraber beş altı öğrenci koşuştular. 

"Bugün cuma" dedi, dayısı. "Hayırlısıyla şu rapor alma işi bitse de memlekete dönseydik..Ne zamandır üsteliyor şu aile !" Kızı Selma'yı PTT’de çalışan gence istiyorlardı.

Yüzde yirmi özürlüymüş. Hafif ayağı aksıyorsa da yakışıklıydı. Çevresinde seviliyordu. Ailesi yakın ilçeden… Çiftçilikle uğraşıyorlarmış.

Durumları iyi sayılırdı. Liseyi bitirmiş, geçen yıl sınavla girmişti bu işe. Her hafta dünürcü geliyorlardı. Kızı da hanımı da ne kadar ağırdan alsalar onlar çok ısrar ediyorlardı. 
"Dayı bugün işimiz biterse Gençlik Parkı'na gideceğiz değil mi" dedi, İbrahim. Dönme dolaplara binmek; tüfekle nişan atışları yapmak, havuzda kayıkta kürek çekmek istiyordu. "Bakalım" dedi, dayısı. Poğaçanın kalan küçük parçasını da ağzına attı. Çayı iki yudumda içti bitirdi. "İşimiz bitsin de… Kaç doktor kalmıştı dedin?"
"Nöroloji, Kulak, burun, boğaz" dedi, İbrahim.. Hastane önündeki kaldırım bugün biraz daha tenhaydı. 

İçi içine sığmıyordu İbrahim'in. Önünde bir öğrenci kalmıştı. Son doktora da görünecek, bugün rapor işi bitecekti. Akşama kadar Ankara'yı gezip eğlenip memlekete döneceklerdi. "Askeri Liseye bir girebilsem...

Haki renkli üniformalı elbise ne de yakışacaktı… Derslere dikkat eder çok çalışırsam pilot bile olabilirim" diye düşünüyordu. 

İçerideki öğrenci çıktı. Sıra kendisindeydi. Uzun boylu, elli yaşlarındaki gözlüklü doktor "otur” dedi, ortada duran koltuğu göstererek. Yanlarında yuvarlak aynalar bulunan, tepesinde koni şeklinde ışıkla dişçi koltuğuna benziyordu. Ağzını açan İbrahim'in boğazına baktı elindeki aletle. Sonra başını arkaya yasladı.

Kulaklarının içine baktı. Tekrar tepedeki ışığı yaklaştırdı sağ kulağına dikkatlice baktı. "Bu kulağın iyice işitmiyor değil mi? Sen küçükken kulak rahatsızlığı geçirdin mi?" diye sordu. İbrahim durakladı bu ani soru karşısında. "İlkokula gitmeden önce kulaklarım çok ağrırdı. Geceleri uyuyamazdım. Babam oksijenli su ile yıkardı. Ağrı kesici haplarla geçer gibi olsa da hep ağrırdı."
“Baban seni o sıralarda neden doktora götürmedi? Bak bu kulağın işitme özelliğini kaybetmiş." dedi doktor. “Askeri Liseye giremezsin. Üzgünüm. Sağ kulağından…" 

İbrahim'in başına kaynar sular dökülmüştü sanki. Her taraf karanlıktı şimdi. Kulakları uğulduyor, dizleri titriyordu. Midesi bulanıyor, başı fırıl fırıl dönüyordu. Düşüp bayılacaktı sanki. Odadan çıkarken kolundan doktorun tuttuğunu fark etti. "Üzülme bakalım. Hayırlısı olsun. Baban ihmal etmiş. O sıralarda hemen doktora götürmeliydi seni… Geç kalınmış" diyen doktorun sesi uğultu gibi geliyordu İbrahim'e.. 

Hastaneden nasıl çıkmışlardı... Otobüse ne zaman nasıl binmişlerdi.. . Hatırlamıyordu. Göğsünde bir yanma, ağırlık vardı. Boğazı ayva yemiş gibi boğuluyordu.

Yutkunamıyordu. Başı hep öne eğikti. Otobüsün penceresinden etrafa bakmak bile istemiyordu. Sicim gibi akan gözyaşlarını bileğiyle siliyordu. Dayısı : "Üzülme bakalım İbrahim" dedi. "O zaman memleketimizde kulak doktoru mu vardı? Fakirliğin gözü kör olsun… Babanın durumu iyi olsaydı Konya'ya doktora götürürdü. Huyu kurusun eniştemin. Biraz da savsaktır… Canını sıkma bakalım. Liseye kayıt yaptırırız." 

İbrahim, dayısını duymuyordu sanki!
Akrabalarına, arkadaşlarına, en önemlisi Neclaya ne diyecekti şimdi!?

Günün Diğer Haberleri