ÖĞRETMENİN HATIRA DEFTERİ
Her zaman olduğu gibi dinlenmek ve kitap okumak için vaktinin çoğunu geçirdiği kütüphane odasına çekildi Gülseren öğretmen. Bu oda, bu kitaplar dünyası, topladığı her bilgi, okuduğu her kitap, onun ışığını artırıyor ve öğrencilerine verebildiği kadar ruhlarına yansıtıyordu sıcaklığını.
Kütüphanenin gizli bölmesinden renk renk düğmelerle dolu bir kavanoz çıkardı. Gülümseyerek baktı renklerine, şekillerine ve “Artık sizleri tanıtma vakti geldi.” diyerek çalışma masasına doğru yürüyüp eski, ahşap oymalı, kadife döşemeli koltuğuna yılların yorgunluğunu atar gibi oturdu. Bu yorgunluk öyle bıkkınlık değildi; ne gönlünde bir sızı ne de dizlerinde derman bırakan yorgunluk, tatlı telaşın, azmin ve fedakârlığın verdiği huzurlu bir yorgunluktu.
Masanın üzerine serdiği bez parçasına yavaş yavaş döktü düğmeleri, onları okşar gibi yaydı kumaşın üzerine; her birine isim takmış, onlarla konuşmuştu. Bu ânı bekleyen dışı deri kaplı defterini, içinde düğmeler gibi renk renk ipler olan dikiş kutusunu da getirdi ve “Haydi başlayalım çocuklar!” dedi gülümseyerek.
- 312 Ayşe, gel bakalım! Saf, temiz kalpli kızım; önde oturmayı sevmezdin biliyorum, iş yapmaktan çatlamış ellerin görünmesin diye. Fakat sen, hep önde olmayı hak eden küçük anneydin; kardeşine, annesizliğin yokluğunu hissettirmemek için üstlendiğin görev utanılacak gibi değildi. Seni yine öne aldım.
- Ah Ahmet ah! Çalışkan ama haylazdın be yavrum! Sokaktaki haylaz çocuklara takılıp eğitiminin son günlerinde bırakmasaydın ya okulu, mahvettiler seni.
- Gel bakalım Zeki, adın Zeki'ydi ama hep kopya çekerek geçtin sınıfı; farkında olmadığımı sanma, hiç olmazsa sırf bir ilkokul diploman olsun diye… Her sayfaya renkli iplerle iliştirdi düğmeleri ve kısa notlar yazarak koca beş seneyi sığdırdı deftere. Emekli olana kadar değer verdiği öğrencilerine ve okuluna bir hatıra bırakmak adına iğneyle kuyu kazar gibi titizlikle dikti her birini.
“Sadece çocukların mı anı, hatıra defteri olur? Bak bizim de her temiz sayfaya işlenmiş öğrenci anılarımız da olur pek âlâ” diye gülümseyerek kapattı kapağını. Derin bir iç çekti arkasına yaslandı. Kütüphanedeki kitaplara göz gezdirdi, onların sesini dinledi. Işığı kapatıp çıktı görevini tamamlamanın huzuruyla.
Ders zili çaldığında son kez derse girip öğrencileri ile vedalaştı. Çocukların gözlerindeki yaşları topladı yüreğine ve zor da olsa ayrıldı sınıftan. Koridor anılarla uzadı da uzadı, sonunda öğretmenler odasında arkadaşları ile vedalaşırken elindeki hatıra defterini müdüre vererek bunun okul kütüphanesine konmasını rica etti.
Gülseren öğretmen gittiğinde arkadaşları hayranlıkla okudular yazılanları, hepsinin gözlerinde hüzünlü bir gülümseme bıraktı. Son notunu şöyle yazmıştı, “Yıllarımı size verdiğimi sanmıştım, meğerse sizler bana bir ömür bırakmışsınız. Ders bitse de merak etmeyi bırakmayın çocuklar!”
***
