MELİS
Melis'i annesi markete gönderdi. Eve alışveriş yapmasını istemişti.
Gelecek olan misafirlerine hazırlık yapması gerekiyordu.
Pasta, börek, kek malzemeleri için.
"Tamam annecim" diyerek Melis dalgın, düşünceli yola koyuldu. Kafasıyla konuşuyordu.
Marketin önünden geçip gitmişti bile. Oysaki oraya girip annesinin siparişlerini alması gerekiyordu.
Fakat Melis onu kafasından tamamen çıkarmış, bambaşka bir alemde yolda yürüyordu. Çünkü sürekli kafasıyla konuşuyordu kendi kendine.
Bir saate yakın yürüdükten sonra, deniz kenarındaki gördüğü masaya oturdu.
O ara da telefonu çaldı.
Arayan arkadaşıydı.
Onu belli aralıklarla arıyor, Melis'i kontrol altında tutuyordu.
Melis telefonu açtı,
"Alo" dedi ve o anda birden sesi değişti.
Çocuk sesi gibi oldu.
Bu seferde çocuk olmuştu Melis.
Hıçkırarak ağlıyor, arkadaşına annesinin ona yaptığı eziyetleri uzun uzun anlatıyordu.
Telefon konuşması bitmişti. Melis gözlerini siliyor, sanki hiç bir şey olmamış gibi yüzünde ufak bir tebessümle denizi izliyordu.
Annesini ve onun kendisine verdiği siparişleri tamamen unutmuştu. Kafasından silmiş, başka şeylerle meşgul ediyordu.
Deniz ona iyi geliyordu. Sık sık bu parka gelip denizi izliyor, onunla da konuşuyordu.
Denize vuran kızıllığa hayran hayran bakarak;
"Sendeki güzellik kimsede yoktur" diyordu.
Bir müddet sonra arkadaşı Melis'i, yine telefonundan aradı.
Açtı telefonunu.
Fakat bu sefer de ergen bir erkek çocuğu sesi çıktı Melis'ten.
Çatlak sesiyle heyecanlı heyecanlı okulun camını kırdığını, Müdürün ve bütün hocaların onu kovaladığını anlatıyordu.
Çok korkmuş nefes nefese kalmış,
"Çabuk gel, beni kurtar buradan. Bunlar beni yakalarsa ceza verecekler. Ne oluurr" diye yalvarıyordu.
Bir süre sonra telefon kapandı. Melis yine hiç birşey olmamış gibi manzarayı izliyor, denizin muhteşem kokusunu içine çekiyordu.
Aslında Melis'i arayan arkadaşı değil doktoruydu.
Fakat Melis onu hep trafik kazasında kaybettiği ve onun ölümünü kabullenemediği arkadaşı Hicran olarak biliyordu. Doktoruyla arkadaşı zannederek konuşuyordu. Böylelikle kişilik tedavisi ve terapisi görüyordu aslında.
Melis orada ne kadar oturduğunun farkında değildi. Çünkü zaman kavramı yoktu onun için.
Akşam kızıllığı denize düşüp artık akşam vaktinin yavaş yavaş geldiğini gören annesi,
merak ederek Melis'i aradı.
"Kızım neredesin? Akşam olmadan, hava kararmadan artık evine dönsen çok iyi olur"
Telefonu açan Melis'in sesi yine değişti. Erkek gibi çıkan sesiyle,
"Tamam hanım, eve geliyorum. Bir şey lazım mı, ekmek alayım mı?" dedi.
