KARA TREN
Çoğumuzun bir “Kara Tren” anısı vardır. Onun uğruna türküler yakılmış, "Demir ağlarla ördük,
Ana yurdu dört baştan" diye marşlar bestelenmiş.
Şimdilerde ise "kara”sı gitmiş yerine “hızlı” sözcüğü gelmiş; “Kara Tren” olmuş "Hızlı Tren".
Kara Tren ile ilgili bendeki görüntüler, daha çok asker sevkiyatları görüntüleri. Herhalde izlenen filmlerden etkilenmiş olmalıyım?
Altmışlı yılların başlarında bir zaman diliminden bahsetmek istiyorum.
Yer, Kırklareli’nin en gözde caddesi, İstasyon Caddesi…
İstasyon caddesi; halkın, akşam saatlerinde gezinti ve yürüyüşler yaptığı bir cadde. Büyük ağaçların gölgesi ile serinlettiği romantik bir cadde.
Yol kenarında birkaç park vardı o yıllarda. Şimdi ise aralıksız kafelerle dolu! Ama rağbet hep aynı. Hatta, eksilmiyor artıyor!..
En yoğun günleri, tatil günleriydi. Genç kızlar, en güzel giysilerini giyerler ve bu caddede arzı endam ederlerdi. Çünkü, aradıkları beyaz atlı prensler, üniformalı subaylar bu caddede olabilirdi.
Aynı neden, genç delikanlılar için de geçerliydi. Onlar da en güzel kızların, kendilerini bu yolda beklediğini sanırlardı.
Kaçı aradığını buldu, kaçının içine hüzün doldu bilinmez. Çünkü geçti aradan, uzun seneler!
Bu caddede olan parklardan biri de; Ordu Evi’nin bahçesiydi. Kapılarında askerlerin nöbet tuttuğu bu bahçede oturabilmek, bir ayrıcalık sayılırdı. O yıllarda, üniformalar çok rağbet görüyordu.
"Bu bahçede oturup, caddede gezenleri izlemek, nasıl olur? " diye düşünürdüm. Bunu o kadar gönülden istemiş olmalıyım ki, yıllar sonra bu arzum yerine geldi. Kardeşim de o üniformayı giydi, ben de orada oturdum. Şimdi ise birçok şey gibi, oralar da saygınlığını yitirdi.
Cumartesi, pazar günleri akşam saatleri Kara Tren’in gelme vaktiydi. Onun geleceğine yakın, bütün halk gar binasının yanına, rayların yakınlarına toplanırlardı. Trenin gelişi, büyük bir heyecanla beklenirdi. Sanırdınız ki, bu trende herkesin bir sevdiği gelecek.
Nihayet uzaktan bir düdük sesi duyulur, ortalık sessizliğe bürünürdü. Büyük bir gürültü ile beklenen tren, gar binasının önünde dururdu! Yolcular inerler, bekleyenleri koşarlar, kavuşur, mutlu olurlardı. Diğerleri ise, bir daha ki hafta sonunu beklemek için evlerine dönerlerdi.
Sanıyorum ki altmış iki yılı, şubat tatiline gelişimizdi. Bizi, okuldan almaya Remziye'nin babası gelmişti. (Her ne sebepledir şimdi hatırlamıyorum) İstanbul -Kırklareli arasını trenle geliyorduk. Hava soğuk mu soğuk. Kompartmanda bir kanepede Hüseyin Amca, diğer tarafta da ben, Fatma ve Remziye var.
Yolculuğumuz devam ederken tuvalet ihtiyacımız gelince Remziye'ye; "Babana söyle, bizi tuvalete götürsün" demiştik.
Remziye; “Baba! Arkadaşlar sıkışmışlar" demişti! Babası durumu anlamamış; "İyidir, iyidir üşümezsiniz" demişti.
Siz, o zaman bizlerdeki kıkırdamayı göreceksiniz. Gülme krizine giriyorduk. Neyse, sonunda Remziye durumu yeterince anlatabildi!
Ben şimdi "Kara Tren" sözcüğü ile birlikte, o günleri hatırlıyorum. Neşe içinde içleri kaynayan kızlarımızda da, kendi gençliğimi görüyorum. Bir zamanlar; “Biz de böyleydik" diyerek! ..
Şimdi o cadde, İstasyon Caddesi hâlâ yerinde. Gar binası öksüz kalmış, karanlıklar içinde! Yolcu bekleme salonu "otantik bir kafe" görünümünde!
Kara Tren’i sorarsanız?
Raylar hâlâ orada ama bir maketi bile yok onun, rayların üzerinde!
Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım
