Çisem / Sevtap Eken

Sevtap Eken -ÇİSEM
Advert

ÖYKÜ - 03-12-2024 10:38

ÇİSEM

Manzarasına bayıldığım penceremin önündeki kanepede içim geçmiş. Çisem’in sesi mi o? Coşkulu kıkırdamalarına bakılacak olursa yanında arkadaşı var. Onların kuş cıvıltısını andıran sesleri bana akan hayatın muhteşemliğini hatırlatıyor her daim.

Ben, yaklaşık 35 yıl ülkemin her yerine fidanlar dikip yetiştiren emekli öğretmen Güneş.

Çisem, benim torunum. Evimin neşesi, hayatımın öz kaynağı. Anne, babası yani kızım ve damadım elim bir kazada bu dünyadan ayrıldılar. Bu acı olay beni yıktı fakat Çisem için tekrar filizlenip, boy vermek durumunda kaldım. Hayat bazen dallarınızı acımasızca kesiyor ve siz tekrardan tam da kesildiği yerden yeşillenmek zorunda kalıyorsunuz. Ben yeşillenirken toprağım, güneşim, yağmurum Çisem oldu. 67 yıllık ömrümün son 15 yıldır kanayan yerlerini Çisem’le sardım ve iyileştirdim…

+++

Bu gençlik ne ele avuca sığmaz bir hal?

Yan odada torunum ve arkadaşı öyle ciddi ve hararetli konuşuyorlar ki duymak zorunda kalan kulaklarımın hiçbir suçu yok.

Duyan kulaklarımı dinleyen beynim ise beni kızların odasına doğru götürmeye başladı bile. Gelişimi fark etmelerini sağlamak için kapıya yaslanıp; “Güzel kızlarım nasılsınız?” dedim.

Birden ikisi de irkilip bana döndü; ”Anneanne!” dedi Çisem.

Saygı ile hemen ayağa kalktılar, elimle “Rahat olun” der gibi işaret edip yanlarına gülümseyerek oturdum.

“İstemeden sizi duydum Çisem'ciğim, bir sorun mu var?”

İkisi de kızardı ve başlarını öne eğdiler.

“Eğer anlatmak isterseniz sizi dinlemek ve yardımcı olmak isterim.” dedim, İkisinin de beyaz zemin üzerine işlenmiş kırmızı elmayı andıran yanaklarını incelerken.

“Bence anneannene anlatalım Çisem, belki bir fikir verir.” dedi Duru.

Kısa bir sessizlikten sonra; “Şey anneanne, şeyyyy...” dedi Çisem.

“Çisem'ciğim bana her şeyi anlatabilirsin biliyorsun bunu.”

“Anneanne sınıfta bir kız var ve o kızın bizim eşyalarımızı karıştırdığından şüphe ediyoruz.” dedi Çisem.

“Sadece karıştırma değil bazı özel eşyalarımızı çalıyor da” diye ekledi Duru.

“Bundan emin misiniz, yanılıyor olmayasınız? Sonra benim yıllar önce yaşadığım olaya dönmesin sizin bu şüpheleriniz de.”

“Eminiz gibi anneanne ama...” dedi ikisi de bir ağızdan.

“Bakın size yıllar önce yaşadığım bir olayı anlatayım, Siz de ona göre bundan bir ders çıkarın olur mu güzel kızlarım?” diyerek ikisinin de kar beyazı ellerini tutup, okşayarak anlatmaya başladım.

“İlk öğretmenlik yıllarım Anadolu’nun bir köyünde geçti. İlkokul-ortaokul aynı binada küçük bir okuldu. Çok çalışkan ve çok gururlu bir öğrencim vardı. Adı Çisem idi. Çisem’in annesi ve babası vefat ettiğinden babaannesi ile yaşıyordu. Hiç gelirleri yoktu ve etrafındakilerin yardımıyla ayakta kalmaya çalışıyorlardı. Uzun ve soğuk kış aylarında tir tir titreyerek okula gelir, giderdi. Çoğu zaman ayakları ıslak, elleri kar soğuğundan morarmış halde sabah erkenden onu okulun bahçesinde bulurdum. Neden bu kadar erken geldiğini sorar, onu okulun bitişiğindeki iki gözlü lojmandaki evimin teneke sobalı odasına alırdım.

Teneke sobayı yakmaya davranırdım hemen. Çok acemi olduğumdan bir türlü beceremediğim teneke sobayı yakma girişimlerim uzar giderdi. Çisem ise titreyen vücuduna aldırmadan ürkek gözleriyle beni izlerdi. Onun o titremesi karşısında elim ayağıma dolaşır, odunu, çakmağı, kibriti koyduğum yeri unutur, bulmak için döner dururdum. O titrer ben par tutuş, kibritin her çöpünü bir umutla çakardım. Nihayet yanan sobanın ısısını hissedince ayakkabılarını ve çoraplarını çıkarır, çıplak ayaklarını sobaya tutardım. Tanrısal bir ağla yanak teninden yayılan incecik damarların kırmızı yayılışını izlerdim bulutlanmış gözlerimle. Isındıkça yüreği de ısınır ‘Öğretmenim sizin sobanız çok güzel sıcacık, o yüzden hep sabah erkenden buraya gelmek istiyorum.’ derdi. 

Bir gün, bir hafta sonu kardan kapanan yollara aldırmadan kasabaya indim ve Çisem’e bir mont aldım. Aldığım pembe montu görünce çok sevindiğini gözlerinden okudum ama o montu kabul etmedi. Böylesine de gururlu ve onurlu bir kızdı. Ona yalvar yakar montu kabul ettirdim ve pazartesi okula gelirken giyip gelmesini tembihledim.

O pazartesi sabahı montu giymişti ve çocuksu sevinci etrafındaki her yere saçılıyordu. Onun sevinci benim de sevincim olmuştu.

Ama sevincimiz çok uzun sürmedi. Okulumuzun zengin kızlarından Şule, Çisem’i yeni montuyla görünce kaybolan parasını Çisem’in aldığını iddia etti.

Şule, ‘Ondan başkası alamaz, onun aldığına eminim. Hem o kadar pahalı montu alacak parayı nereden bulmuş?’ diye ağlıyor, söyleniyordu.

Şule’ye parasını Çisem’in almadığını ve bundan adım gibi emin olduğumu söyledim ama dinletemedim.

Gerçeği söylememek içinde en başında Çisem’e söz vermiştim.

Ertesi gün okulumuzun görevlisi Hasan amca 40 derece ateşle beni kasabaya zor yetiştirdi. Ciğerlerimi üşüttüğüm için doktor ağır ilaçlar vererek bana iki hafta rapor yazdı. Raporumu da alıp kendimi memleketime zor attım ama aklım hâlâ Çisem’deydi.

İki hafta sonra okula döndüğümde öğrendiğim haber benim dünyamı yıktı ve tekrar hastalanmama neden oldu.

Benim memlekete gittiğimin ertesi günü Şule ve ailesi olayı büyütüp okula gelmişler. Çisem’den çalınan paralarını istemişler. Müdür bey de bilip bilmeden Çisem’i suçlayıp bütün okulun önünde rezil etmiş. O günden sonrada Çisem okula hiç ama hiç gelmemiş. Ebediyete kadar gelememiş. Çünkü müdürün onun onurunu kırdığı günden sonra hastalanmış ve bir hafta sonra da ani bir ateş yükselmesiyle hayatını kaybetmiş.” dedim ve gözlerimden yaşlar yine, her seferinde olduğu gibi, deli gibi akmaya başladı.

“Kendimi hep suçladım, günlerce ağladım, Allah’tan af diledim. Allah’ım beni inşallah affetmiştir…”

“Peki paraya ne olmuş anneanne?” diye sordu Çisem’de ağlayarak.

“Çisem’in ölümünden on gün sonra ineklerin bulunduğu ahıra düşürülmüş olarak bulunmuş.
Bu olay hepimizi öyle etkiledi ki o kış kar kalkana kadar tüm köy yas tuttuk. Hatta o kışın bitmesini hiç istemedik çünkü bütün köy ahalisi olarak güneşi hak etmiyorduk. Hep böyle karanlık, soğuk ve kasvetli olarak lanetlenmek istedik.

O yaz, tayinim İstanbul’a çıktı ve ben eğer o köyde Çisem’in anılarıyla kalsaydım delirecektim.”

“Çok acıklı bir hikâyeymiş anneanne ama kendini suçlama, sen iyi olanı yapmaya çalışmışsın.” dedi kırışmış deriyle kaplı elimi tutarken Çisem. 

“O yüzden mi bana bu ismi koydunuz anneanne?”

“Evet yavrum. Sen o masum, onurlu kız Çisem’in hatırasından bir iz taşıyorsun.”

“Ah anneanneciğim, canım anneannem benim!” diyerek sarıldı Çisem bana.

“Hiçbir şey için hemen karar vermeyin. Hele hele de böyle olaylarda her zaman çok dikkatli olmalısınız. Emin olmadan kimseyi suçlamayın ve emin olsanız dahi bunu medenice ve sessizce çözün güzel kızlarım. Bizler akıl sahibi varlıklarız, duygularımız ve sanrılarımızla hareket etmemeliyiz, yoksa geriye asla bitmeyecek pişmanlıklar bırakırız.”

“Tamam!” dediler bir ağızdan kızlar.

***

Odama çekildiğim her günün gecesinde, sokak lambasının ışığında parlayan yağmur damlalarını izleyerek o köydeki Çisem’i düşünüyordum. Sabahın ilk ışıklarını fark ettiğimde bile aynı acı yine aynı acı olarak yerini koruyordu.

“Keşke, keşke, yüz milyonlarca keşke...
Ne kadar çok keşke acıma ilaç olur söyle ey tan yeri?” diye mırıldanıp, bağırmamak için kendimi zor tutuyordum.

“Ooo saat 4 olmuş! Çisem gelmek üzere ve ben yemeği hâlâ hazır edemedim.” demeye kalmadan kapı zili de çaldı işte.

“Geldim, geldim...” dedim koşturarak.

Kapıyı açar açmaz Çisem boynuma atıldı.

“Dur deli kız, bu yaşlı kadını düşüreceksin!” dedim onun bu şen halini görmenin lezzetine vararak.

“Anneanne dün anlattığımız sorunu çözdük, hem de herkesin mutlu olacağı şekilde.”

“Ne kadar güzel Çisem"ciğim, çok sevindim!” dedim gülümseyerek.

“Peki nasıl çözdünüz güzel kızım?”

“Anneanne Duru ile arkadaşımızı kimsenin olmadığı bir yere çağırıp uygun bir dille sorduk. O da sanırım bize güven duyup her şeyi anlattı. Meğerse elinde olmayan bir hastalığı varmış. Hiç ihtiyacı olmadan küçük şeyleri çalmaktan heyecan duyuyormuş. Bunu hiç yapmak istemiyormuş ama elinde değilmiş. Tedavi görüyormuş. Bunu duyunca çok üzüldük ve ona yardımcı olacağımıza söz verdik. Çok mutlu oldu, iyileşmek için elinden geleni yapacağını söyledi.”

“Eğer iyi niyetli olursak ve doğruyu yapmaya çalışırsak her zaman bir çözüm bulunabilir güzel yavrum. Yeter ki ucunda ölüm olmasın.” dedim Çisem’e sarılarak.

Çisem’in okulda bu olayı sorunsuz çözmesi beni de çok mutlu etti.

Şimdiki Çisem’i mutlu gördükçe o köydeki Çisem’in de cennette mutlu olduğunu hissediyorum.

Biliyorum ki Yaradan, o köydeki Çisem’e olan hatamı telafi etmek için torunum olan Çisem’i göndermişti. 

Editör: Serpil Azapoğlu

Günün Diğer Haberleri