AH O YELKOVAN
Ah o yelkovan, birçok yaşanmışlığın “di’li” geçmiş zamanı...
Aylardan haziran, günlerden pazar. Her yer yemyeşil, doğa tüm ihtişamıyla göz kırpıyordu. Evliliğimizin birinci yıldönümüydü.
“Kahvaltımızı bahçede yapalım“ dedi, kocam.
Evimiz deniz kenarına yakındı, bahçeliydi. İkimizinde istediği gibi . İlerde çocuklarımızın bahçesinde rahatça oynayabileceği, huzurla büyüyeceği bir ortamdı.
Bahçeye kurmuşlardı masayı. Üzerindeki yiyeceklerin çoğu kendi bahçelerinde yetiştirdiği mahsullerdi.
Neşe içinde kahvaltılarını yapmışlardı.
- Kerem, bu aralar midem bulanıyor benim.
Hayırlara vesile bir bulantıydı bu, iki haftalık hamileydi Derya...
Tarık havalara uçmuştu.
- Kesin oğlan olacak gör bak Derya! Fenerin maçlarına gideceğiz baba oğul.
- Ya kız olursa babası!
- Olsun kızımla da giderim, sana benzeyen bir poncik dolaşsın şuralarda. Çok seveceğim, çok güzel büyüteceğiz.
Bir ay sıkıntılı geçmişti Derya’nın hamileliği.
Yavaş yavaş doğum ayına girmişlerdi. Derya’nın annesi gelmişti yanlarına doğum için.
Kerem’in ailesi yurt dışındaydı. Ancak bebeğin kırkında gelebilirlerdi. Ama sürekli arayıp bilgi alıyorlardı.
- Bir kızınız oldu Kerem bey!
Allah’ım nasıl güzel bir bebekti. Yanakları gül tomurcuğu gibi dudakları en güzel kiraz mevsimiydi. Kokusu misk amber.
Artık eve gelmişlerdi. Evin neşesiydi Elvin bebek.
Saat gecenin üçü olmak üzereydi. ağustosun ortaları. Gece olmasına rağmen kavurucu bir yaz sıcağı vardı.
Ağustos’un 17’si.
Kulakları sağır eden bir gürültü. Gözleri kör eden bir toz duman. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibiydi. Saat üçe beş kala…
Bir enkazın altında birbirlerine sarılmışlardı. Kerem’in üzerinde bir kolon vardı, kıpırdayamıyordu. Yaşlı gözlerle karısına ve yavrusu Elvin’e bakıyordu.
Yapabilecekleri hiç bir şey yoktu, dua etmekten başka.
Bir şehir yıkılmış nice hayaller yarım kalmıştı. Onlarca insan gece uykularında yakalanmıştı depreme. Yuvam dedikleri evleri mezarları olmuştu. Tek hatırladığı bir hastane odasındaydı, konuşamayacak kadar bitkin, kendini zorlayarak.
- Kocam, bebeğim!
- Yormayın kendinizi, çok havasız ve oksijensiz kaldınız. Eşiniz de, çocuğunuz da iyiler yalnız eşiniz bir bacağını kaybetti.
Yavaş yavaş yaralarını sarıyorlardı. Bir kaç sene sonra Kerem’e, protez bacak takılmıştı.
Acılıydık, yaralıydık zaman alacaktı yaralarımızı sarmamız. Ama çok şükür şartlar ne olursa olsun birlikteydik.
Ah o yelkovan, birçok yaşanmışlıkların “di’li” geçmiş zamanı…
