Advert

Zati Sungur Van'a Gelmiş Koştuk Çadıra Zati Sungur'u İzlemeye / Ümit Kayaçelebi

Ümit Kayaçelebi -ZATİ SUNGUR VAN’A GELMİŞ KOŞTUK ÇADIRA, ZATİ SUNGUR’U İZLEMEYE

ANI - 03-12-2024 16:39 811 kez okundu.

Zati Sungur Van'a Gelmiş Koştuk Çadıra Zati Sungur'u İzlemeye / Ümit Kayaçelebi
Advert

ZATİ SUNGUR VAN’A GELMİŞ
KOŞTUK ÇADIRA, ZATİ SUNGUR’U İZLEMEYE

Sihirbazlar kralı Zati Sungur mesleğine son derece aşık bir insandı. Değil Türkiye, ününün ulaşmadığı bir yer yoktu. Sihirbaz dendiğinde ilk akla gelen Zati Sungur’du.

1950’li ve 1960’lı yıllarda hep okurduk. Elimizden gazete, kitap, dergi hiç düşmezdi. Bir evde dede, baba, oğul, kız, kısacası tüm hane halkı eline geçirdiği gazeteyi, dergiyi okurdu; hem de sindire sindire... Su, ekmek, hava gibi bir alışkanlıktı; okumak...  Hatta, gazete eve geldiği zaman adeta “önce ben okuyayım” diye bir yarış olurdu neredeyse… O tarihlerde çok güzel magazin dergileri çıkardı, bunları da rahmetli Şevket Rado çıkarırdı. O dergileri okumak da ayrı bir zevkti. Bu konuya başka bir yazımda gireceğim inşallah…

Biz dönelim konumuza…

Bugün nasıl gazete ve dergilerde magazin haberleri (artık magazin günümüzde  televizyonlarda, internet ortamında takip edilmekte) var ise… O gün de magazin haberleri gazete ve dergilerin en çok okunan sayfalarıydı. Van gibi yerde, bir yerlere gitmenin çok kolay olmadığı uzak bir şehirde biz Türkiye’yi, dünyayı ve olup bitenleri gazete ve dergilerde takip ediyorduk.

Bazen gazetelerde ve dergilerde hep gözümüze çarpıyordu: İşte ünlü Sihirbaz Zati Sungur gösteride bir hanımefendiyi kılıçla ortadan kesti veyahut kafasına çivi çaktı, adamı tabuta koydu, daha sonra kaybetti! Bunları okuduğumuzda inanmıyorduk, inanamıyorduk; aklımız bir türlü ermiyordu. Daha doğrusu, küçücük aklımızla bu işin içinden bir türlü çıkamıyorduk. Sadece “helal olsun!” diyebiliyorduk.

İşte 1960’lı yılların ortalarında iken, şimdiki hükümet binasının arkasına o zamanın şartlarına göre dev bir çadır kuruldu. Zaten ne zaman eğlence olsa, kumpanyalar gelse, halkacılar gelse Van’ın açık gösteri yeri orasıydı. Baktık ki koca bir çadır… Üzerinde ise rahmetli Zati Sungur’a ait, yaptığı gösteriyle alakalı bir resim?çadırı dışarıdan boydan boya kaplamış adeta bize bakmakta…

Tabii ki Van gibi uzak bir şehirde böyle bir gösterinin olması o günün şartlarına göre fevkalade bir şey ve de inanılmaz. Niye derseniz? O yıllarda bugünkü gibi saat başı kalkan uçaklar, yollarda gelin gibi süzülüp giden bu lüks otobüsler de yoktu. Hatta tren bile daha doğrudan Van’a gelmemişti.

Çok nadiren konser ve tiyatro kumpanyaları gelirdi. Velhasıl, Van’a batıdan tanınmış sanatçı, artist, şarkıcı, tiyatrocunun yolu çok sık düşmezdi.
“İşte! Zati Sungur Van’da; Van’a gelmiş!” haberi halkın arasında heyecan yarattı. Ve merak edenler kaldığı süre zarfında akın akın onu seyretmeye gittiler.

O meyanda babam da anneme dönerek:  “kalk hanım, biz de gidip görelim şu Zati Sungur’u” dedi.
“Ben de gelmek istiyorum” deyince babam beni kırmadı ve ücret ne kadarsa kapıda duhuliyeyi verdi, içeri girdik. Manzarayı tam anlatamam çünkü çocuktum daha, ortaokul bir veya iki olsa gerek…

Ama çok meraklıyım; yaptıklarını gazete ve dergilerden okuduğum için çok heyecanlıydım. İşte o çocuk heyecanı ile yaptıklarını bir bir takip ettim. O icraatını yaptı, biz de ağzımız bir karış açıkta sadece “yaşaa!” “hurra!” deyip alkışlıyoruz. İnanın, hangi numaraları yaptığı pek aklımda kalmamış. Onun en önemli ve ilgi çeken bir çivi çakma sahnesini hatırlıyorum.

Halkın arasından birisini gönüllü olarak çağırdı ve kimdiyse onun elinde bir çekiç bir de büyük mıh vardı ve o mıhı önce kafasına çaktı, sonra da çıkardı. Bu numaradan sonra çadır alkıştan yıkıldı. İyi ki çocuk olarak da olsa bu gözler Zati Sungur’u görme saadetine erişti o gün…

Daha sonra aklımız erince neler yaptığını, nasıl birisi olduğunu daha tafsilatlı öğrenmiş olduk.
İşte dostlar, merak ettiyseniz biraz da onun hayatından bahsederek yazımı bitireyim.

Çekoslovakya’daki Dünya Sihirbazlar Kongresi’nde “Kral” seçilmişti.

Zati Sungur, küçük bir tiyatro sahnesinde genç kadınları koca testere ile kıtır kıtır keser, sinema salonu dolusu insanın gözleri önünde içinde 5 kişi bulunan bir otomobili sahnede kaybeder, insanları isterse maymuna çevirir, isterse kılıçla delik deşik ederdi. Küçük bir tiyatro sahnesinde, koskocaman testere ile genç kadınları, üstüne üstlük herkesin gözü önünde kıtır kıtır ortasından kesen, sonra da onları birleştirip aynı kadını ayağa kaldırandı, Zati Sungur…

O, biz çocukların gözünde çok farklıydı! Nasıl yapıyordu? Nasıl oluyordu, diye hep kendi kendimize sorar ama cevabını da bir türlü bulamazdık.. Şöyle düşünün, bir sinema salonunu dolduran insanın gözleri önünde sahnedeki bir otomobili içindeki 5 kişi ile birlikte ve bir anda kaybeden Zati Sungur’du ama kimse bunun nasıl olduğunu asla anlayamıyordu. Hani derler ya, meslek sırrıydı.
“Kimdir?” derseniz, bu Zati Sungur denen ve dünyaya nam salmış ünlü sihirbaz… Sihirbazlığa ilk adımı, Almanya’dadır. O günleri, sesini artık duyamayacağımız ve hünerlerini anılarımızda ancak seyredeceğimiz Zati Sungur’un ağzından dinleyelim isterseniz:

“Avrupa’da, büyük ustaların gösterilerini kaçırmazdım. Halk onları vecd içinde alkışlarken ben kıs kıs gülerdim. Çünkü, hepsinin püf noktasını bilirdim. Bu işin ne okulu, ne dersi vardır. Halkın dilindedir bu işin anahtarı... (Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet) Mesele, olayı olduğu gibi değil, kendisinin istediği gibi göstermektir seyirciye.”

Almanya yıllarında Zati Sungur’un işçilik maceraları da vardır. Birkaç arkadaş ile kurulan grubun İtalya ve İspanya turneleri ile başlar, Zati Sungur’un şöhrete adım adım ulaşması... Ve Brezilya’da tam tamamına 14 yıl süren bir yaşam… Bu, Zati Bey’in yüreğinde bir ince sızıdır. Yakınlarıyla söyleşilerinde derdi:
“Ne yazık ki kendi memleketimden önce, yabancı ülkelerde şöhret oldum. Üne kavuştum…”

Onun vatan özlemi, Refik Bezmen isimli bir Türk vatandaşının uyarısı ile sona erecektir. Sungur o yılları şöyle anlatıyor:

“Almanca, İngilizce, İspanyolca ve Fransızca’yı iyice öğrenmiştim… Brezilya’da temsillerimi İspanyolca veriyordum. Bir Türk işadamı benimle görüşmek istedi. Ve, Türkiye’ye dönmemi önerdi. Ben ise Türkiye’de “hokkabaz” olarak karşılanmaktan korkuyordum. İllüzyonizmin ne olduğu henüz ülkemizde bilinmiyordu. Ama Türkiye’ye dönünce korktuğum başıma gelmedi. Çok mutlu oldum…”

Son olarak katıldığı kongreye giderken, çantasına yerleştirdiği Türk bayrağını bize göstererek: “Şu bayrağın orada dalgalanışı var ya, onun bana verdiği gurur, mutluluk ve zevki kimseye anlatamam…” deyişi hala kulaklarımızdadır. Bir röportaj sırasında belli başlı hünerlerini şöyle sıralamıştı:

Kız kesme (röportajı yapan arkadaşımızın da başını giyotin ile kesmişti), kızı havada uçurma, her türlü kap içinden yiyecek ve içecek çıkarma, her milletin parasını basma, insanı kaybetme, insanı maymuna çevirme ve insana kılıç sokma…

Sonra eline bir mendil alarak, her sıvazlamada o mendili renk renk göstermişti!

Ölümü aldatamadı sadece… Onu kandıramadı. Ama “kandırdığı” milyonlarca insanda mutluluk bırakarak ölmesi bile güzel bir “numara” sayılmaz mı?

Zati Sungur’la alakalı, büyüklerimizden duyduğumuz ve keyif aldığımız bazı hikâyeler vardır...

İşte o günlerden bir anı;

Atatürk'e bir gösteri yapması istenmiş Zati Sungur'dan…

Gösteri saati 17.00'de imiş. Ata ve konukları gösterinin yapılacağı salonda beklemeye başlamışlar ama Zati Sungur ortalarda yok.

Yaklaşık bir saat kadar sonra Zati Sungur gelmiş. Atatürk Zati Bey’in yanına gelip, kızgın bir şekilde neden geç kaldığını sormuş. Zati Sungur ise geç kalmadığını, tam saatinde geldiğini, Ata'dan dilerse saatine bakmasını ister. Ata saatine bakar,  saat 17.00’yi göstermektedir. Hemen yaverlerinden birini çağırtır yanına, aynı şekilde ondan da bakmasını ister Zati Sungur. Yaverin saati de 17.00'yi göstermektedir…

Zati Sungur bir gün berbere gider, sakal tıraşı olacaktır. Berber, yüzünün bir yanını tıraş ederken, bitirdiği taraf tekrar uzamaktadır. Bir o taraf, bir bu taraf derken, Zati Sungur sıkılır ve kafasını yerinden söküp "Sen şunu tıraş etmeye devam et; ben bi işim var halledip gelicem" diyerek dükkândan ayrılır.
Zati Sungur Bandabuliya'ya gitmiş bir gün, karpuz almaya…

Şakasına pazarlık yapmış manavla, sonra "çok pahalı, istemem" diye yürümüş, arkasından da üç beş karpuz yuvarlana yuvarlana gelmeye başlamış!
Bir de Kıbrıs'ta geçen bir anısı  vardır üstadın...

Sihirbazlık malzemesinin yüklü olduğu kamyonunu, Silihtar'ın oralarda bir polis memuru kontrol için durdurmuş.

Rapor etmek istemiş ünlü sihirbazı.

Kamyonu çok yüklüymüş, tehlike yaratıyormuş diye…

Zati Sungur, memura "ne yapalım, rapor edeceksen et" demiş ve uzanıp kamyonundan bir şeyler almış eline…

El çabukluğuyla cebine atmış, sonra da polis memuruna kazaen olmuş gibi şöyle bir çarpmış.

Memurun elindeki deftercik ve kalem bir anda ortadan kaybolmaz mı?

Bu kadarla kalsa bir şey değil.

Defterciğin yerini küçük bir tabak, kalemin yerini de bir salatalık (hıyar) almış.

Ne olduğunu anlayamayan, olanlara bir anlam veremeyen polis memuru, elinde tutuğu tabakla salatalığı savurarak oradan nasıl kaçacağını şaşırmış.

Zati Sungur, nasıl olduysa kırılmayan tabakla, parçalanmayan salatalığı almış, şöyle bir incelemiş ve kamyondaki yerine koymuş.

(Herhalde sihirbazlık malzemesinin önemli materyallerindendi bunlar)

Polisin arkasından bağırmış; "Notebook"unu (Not defterciğini) ve kalemini unuttun" diye...

Siyah paltosunun yeninden çıkarıp vermiş ona…

Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Sel / Vahap Acar 

Sel / Vahap Acar 

24-05-2026 - ANI

23 Nisan / Neşe Kazan

23 Nisan / Neşe Kazan

23-04-2026 - ANI