TORNAVİDA MESELESİ
Onun da meselesi mi olurmuş, dediğinizi duyar gibi oldum.
Kulağım çınladı.
Efendim bizde her şeyin meselesi olur.
Murat Çekiç(babam) malikanesinde herşey olur.
Ufak bir fıkrayla konuya başlayalım.
Nasrettin hocanın eşeği kaybolmuş.
Yana döne onu arıyormuş.
Komşuları onun bu çaresiz halini görünce üzülmüşler. Yardım edelim eşeği hep birlikte arayalım, demişler.
Hocanın yanına gitmişler ki hoca çok keyifli.
Türkü söylüyor.
Komşuları:
— Hoca, maşallah eşeğin kayıp ama keyfine diyecek yoktur, demişler.
— Oysa biz de yardıma gelmiştik sana.
Hoca parmağıyla karşıdaki dağı göstererek:
“Eşeğim şu tepenin arkasındadır diye bir ümidim var. Eğer orada yoksa dinleyin siz bendeki zırıltıyı.” demiş.
Efendim, bizdeki tornavida bununla çok âlâkası yok ama ben benzettim biraz.
Canım babamın usta olduğunu anlatmıştım daha önce.
Öyle böyle değil.
Soy isminden mütevellit, sanki elinde çekiçle doğmuş gibi.
İş çıkışı eve gelince komşular babamın yoluna çıkar, evdeki bozulmuş eşyalarını babamın eline verirlerdi.
“Murat Amca bunu tamir eder misin?” diye.
Babam sanki doğum gününde hediye almış gibi sevinir, “Tabi ki…” diyerek kimseyi geri çevirmezdi.
Eve de mutlu neşeli gelirdi, anneme sanki müjde verir gibi.
— Hanım bak, komşu ütüsünü, fırınını verdi tamir edeyim diye.
— Ya canım zaten eve yorgun geliyorsun.
Dinlenmek senin de hakkın değil mi?
Annem kızar bu işe ama söz geçiremez.
Hatta bir gün mutfakta babama çay yapıyoruz.
Ocağın küçük gözü bozuldu. Çalışmıyor.
Annem dedi ki:
— Kızlar babanıza söylemeden ocağı biz tamir edelim. Yoksa şimdi burayı çarşamba pazarına çevirir.
Tamam dedik ve işe koyulduk.
Ocağın gözüne iğne batıralım açılır, dedik.
Kardeş koştu ince toplu iğne getirdi, olmadı.
Duymadı bile.
Hemen ben koştum, yorgan iğnesini ocağın gözüne batırıyoruz, yok; açılmıyor.
Babam üçümüzün de ortadan kaybolduğumuzu görünce:
“Ne yapıyorsunuz siz burada yahu?” diyerek mutfağa geldi.
“Baba, şey… Ocak…” demeye kalmadı.
“Bozuldu mu yoksa?” dedi.
Hemen o anda gömlek manşet düğmelerini çözerek kollarını kıvırmaya başladı bile.
Sanki Kırkpınar’da güreş yapacak.
Annem o sinirle mutfağı terk etti.
Babam ocağın üst kapağını açarak cerrahi müdahaleye başladı.
Babam neyse ki cerrah olmamış.
Hastanın kafa ameliyatını yaparken
“Dur, açmışken mide kalp, ciğere de bakayım.” der, hepsini elden geçirirdi.
Neyse efendim, ocağı yaptı ama penseler, kerpeten, vidalar havada uçuşuyor.
Ya biraz da temiz çalışsa… Ortalık savaş alanı gibi.
Tabii yamakları olarak biz topluyoruz.
— Kızım,çok güzel oldu.
Ama o da ne?
En küçük göz hepsinden fazla yanıyor.
Babam şaşkın.
Ee tabii, o kadar iğneyi sana da dürtsek…
Neyse efendim tornavida meselesine gelecek olursak…
O zamanlar 14-15 yaşlarındayım.
Babam üst katı yapınca kendine büyük bir çalışma odası yaptı.
Bütün alet edavat orada.
Küçük pazaristan gibi bir oda.
Çünkü doyumsuz.
Her aletten çifter çifter var.
İşten gelince gelin çeyizi gibi onları izlerdi.
Matkaptan üç tane olur mu ya?
Diğerleri ise sayısız.
O gün yine iş dönüşü tamir odasına gitti.
Ama odaya girer girmez en çok kullandığı tornavidanın yok olduğunu gördü.
Tornavida o kadar çok ki her rengi, her boyu var ama onlar seyretmelik.
Kullandığı tornavidanın ise şaftı kaymış miadı dolmuş fakat babam her işi onunla yapıyor.
— Hanım! Canım, tornavida nerede? Yok.
Annem:
— Onu komşuya verdim.
Komşu alt kiracımız elli yıldır hiç vida sıkmamış.
O gün sıkacağı tutmuş.
Annem de “Zaten eski; kullan geri getirme komşu, senin olsun.” demiş.
Babam:
— İşi bitmiştir canım, gidip alsan.
Annem, “Olmaz, ben temelli verdim ona…” dedi.
Babamın rengi attı.
Evin tapusunu iste hemen verir ama aletlere dokunmak yasak.
Kıymetli onun için.
Anneme kıyamaz.
Babam kocaman ela gözleriyle bakışını bana çevirdi.
Kafasından ne fikirler geçiyor kim bilir.
Ben başımı iki tarafa sallayarak.
— Olmaz baba verilen mal geri alınmaz, ben de isteyemem. Annem temelli vermiş.
— Kızım, babama lâzım oldu kullanacak, desen.
— Baba bu sözüne kargalar bile güler. Ev tornavida dolu.
— Kızım o babasından hatıra kalmış, onsuz iş yapamıyor desen.
— Ay baba, kıyamam sana ya. Herkese babadan ev arsa kalır sana kala kala bir tonavida mı kaldı?
Babam çıkmaz sokağa girmiş gibi kıvranıyor.
Yanıma geldi elini omuzuma attı.
Saçımdan öptü.
Kulağıma eğilerek, “Akıllı kızım, dile benden ne istersen sana alacağım.” dedi.
Birden benim de gözlerim parladı.
— Vallaha mı baba? Bana bunlarla gel.
Burası içimden tabi.
Babam argoya çok kızardı.
O hafta sonu benim doğum günümdü.
Bütün arkadaşları çağırdım.
Kendime elbise dikeceğim, pastamı da kendim yapacağım.
“Baba, Tanrıkulu’nda çok güzel bir kırmızı elbise gördüm. Aynısını dikeceğim.” dedim.
—Ne dikmesi kızım o elbise senin. Hatta onun altına kırmızı ayakkabı da benden.
“Oley!” diye çığlık attım.
Canım babam şimdi şöyle yapalım, diye hemen bir plan yaptık.
Sen hemen yeni tornavida al.
“Evde var ama cıs onlara dokunmak yasak.” demeye kalmadı, babam birden buhar oldu uçtu odadan.
Pencereden baktığımda caddeyi yarılamıştı bile.
Ya hangi ara gittin ışınlanmış gibi.
Yarım saat sürmedi, babam elinde iki paketle geldi.
“Bunlar ne baba?” deyip açtığımızda altılı tornavida almış.
Her boydan.
İkinci pakette yıldız tornavida.
O da altılı.
Baba bu kadarını ne yapsın kadın bir tane yeterdi.
Kırk yılın başı bir vida sıktı.
Ömrünün sonuna kadar daha sıkmaz herhalde.
Olsun…” dedi babam.
Bir daha istemeye gelmez.
Bence istediğine de pişman olmuştur ya, neyse.
Paketleri alarak komşuya indim.
— Saliha Hanım Teyze, annem size tornavida vermiş. Babam komşuya eski tornavida ayıp olur, diye size yenisini aldı.
“Güle güle kullansın.” dedi. Yalnız bizim o eskiyi alalım, olur mu?
Kadın elimdeki paketlere baktı.
“Bu çok bir tane yeterdi.” dedi.
Diğer paketi açtı, “Bu da ne?” dedi.
— O da yıldız olanından.
— Bunların yıldızı da mı varmış? Çok fazla…
Kafası karıştı.
Bizden aldığı tornavida için lanet okuyordur içinden eminim.
— Olsun güle güle kullanın.
Tam “Evladiyelik…” diyecektim ki sözümü birden yuttum.
Kadının çocuğu da yok ki.
Ben tornavidamızı alıp merdivenleri çifter çifter çıkarken babam beni kapıda bekliyordu.
Bana sarıldı, öptü.
“Hadi kızım, çabuk hazırlan çıkıyoruz.” dedi.
Eski bir tornavida uğruna ben çok kârlı çıktım.
Babam da sevindi ona kavuştu.
Keşke pastayı da kitleseydim, pardon aldırsaydım onu unuttum.
Gökten üç elma düştü diye masal biterdi.
Bize de üç elmanın büyüğü bana, ikincisi komşuya, üçüncüsü babama düştü.
Canım babam ruhu şad olsun.
Benim babam tam bir süper babaydı.



















