UYKUSUZ GECELERİM VAR BENİM
Uykusuz gecelerim var benim,
saatlerin pas tuttuğu kuytularda bekleyen.
Ay, çatılara bırakılmış solgun bir mendil gibi
rüzgârın unutkan cebinde sallanır durur.
Uykusuz gecelerim var benim,
göz kapaklarıma yuva kurmuş, göçmen kuşlar kadar yorgun.
Her biri başka bir mevsimden gelir,
kanatlarında yarım kalmış konuşmalar taşır.
Yastığımın altında birikiyor zaman,
eski bir nehir gibi ağır ve sessiz.
Düşlerimin kıyısında oturmuş,
çocukluğumun gölgesini seyrediyorum.
Pencereme vuran her yıldız,
karanlığın cebinden düşmüş bir bozuk para sanki.
Toplayıp biriktiriyorum onları,
belki sabahı satın alırım diye.
Ama sabah uzak bir ülkedir bazen,
haritalarda görünmeyen bir kıta.
Ne kadar yürürsem yürüyeyim,
ufuk, ayak izlerimi silerek kaçıyor benden.
Uykusuz gecelerim var benim,
duvarlara tırmanan sarmaşık düşüncelerle dolu.
Bir kelime büyüyor içimde,
kökleri kalbime inen sessiz bir ağaç gibi.
Ve ben her gece,
karanlığın sırtına yüklenmiş eski bir yolcu,
gözlerimde yıldız tozu, avuçlarımda yalnızlık,
kendime doğru uzun bir yolculuğa çıkıyorum.
Çünkü bazı geceler uyku gelmez,
gökyüzü insanın içine taşınır.
Ay, göğsünde açılmış beyaz bir yara olur,
yıldızlar da o yaranın etrafındaki suskun dikişler.
Uykusuz gecelerim var benim;
sonu gelmeyen bir deniz gibi.
Bir kıyısında geçmiş oturur,
öteki kıyısında henüz yaşanmamış yarınlar.
Ben ise ortasında,
küçük bir sandal kadar yalnız,
kürek diye hatıraları kullanarak
karanlığın derin sularında ilerlerim.
***



















