FRİEDRİCH NİETZSCHE
(15.10.1844 – 25.08.1900)
Başım yine ağrıyor.
Daha ders başlamadan. Birazdan kapı açılacak, öğrenciler yerlerine oturacak ve benden yine düşüncelerimi düzenli bir biçimde anlatmam beklenecek. Düşünceyi bile düzenlemek istiyorlar; başlangıcı, ortası, sonucu olacak ve her şey yerli yerinde duracak. Oysa zihnim uzun zamandır hiçbir şeyi yerinde tutmuyor. Belki de sorun bu baş ağrısı değildir. Belki bedenim, aklımın söylemeye cesaret edemediğini benden önce söylüyordur.
Schopenhauer, “Dünya benim tasarımımdır.” demişti. O zamanlar bu cümle bana bir çıkış yolu gibi görünmüştü.
Dünyanın ardındaki yanılsamayı görebileceğimi sanmıştım. Şimdi düşünüyorum da belki de o kapıdan çıkmak gerekir. Dünyayı yalnızca bir yanılsama olarak görmek, insanı özgürleştirir mi yoksa onu kendi karanlığının içine mi kapatır? Schopenhauer bana yaşamın acısını gösterdi. Fakat acıyı gördükten sonra ne yapacağız? Ona sırtımızı mı döneceğiz? Hayır. Belki de acının içinden geçmeliyiz. İnsan neden sürekli kendisini korumaya çalışıyor? Neden acıyı bir hata, hastalığı bir düşman, yalnızlığı bir eksiklik sayıyor? Yaşamın kendisi bize hiçbir güvence vermiyor. Belki de yaşamak, güvence aramaktan vazgeçildiği yerde başlıyor.
Sokrates'in sesi geliyor kulağıma. “Sorgulanmamış hayat...” Sonrasını herkes biliyor. Fakat ben artık sorgulamakla yetinmek istemiyorum. Sorgulamak yetmez. İnsan bazen kendi üzerine çevirdiği sorunun da ötesine geçmeli. Bana öğretilmiş olanı, doğru kabul ettiğim şeyi, hatta kendimi bile sorgulamalıyım. Peki şu kürsü? Onu da.
Profesör Nietzsche…
Ne kadar güvenli bir isim. Bir unvanın arkasına saklanmak ne kolay. İnsan kendisini bir makamla tanımladığında, o makamın dışına çıktığı anda sudan çıkmış balığa dönüyor. Ben de bilmiyorum. Belki mesele tam olarak budur: Bilmemek…
Bir filozof, bütün cevapları olan insan mıdır? Hayır.
Filozof, başkalarının cevaplarıyla yetinmeyi reddeden insandır. Burada kalırsam ne olacak? Dersler devam edecek. Maaş yatacak. Kitaplarımı yazacağım. Öğrenciler beni dinleyecek. Her şey dışarıdan bakıldığında yolunda görünecek. Ama içimde bir şey çürüyecek. İnsan bazen yaşamını kaybetmemek için hayatını feda ediyor. Bu kürsü beni koruyor olabilir. Fakat ben korunmak istemiyorum. Ben kendimi aşmak istiyorum ve biliyorum bunun bedeli yalnızlık olacak. Belki de herkes beni anlamaktan vazgeçecek…Olsun. Başkalarının onayını bir değer ölçüsü olarak kabul edersem onların değerleriyle yaşamış olurum. Ben kendi değerlerimi yaratmak istiyorsam önce bana verilmiş olanlardan uzaklaşmalıyım.
Başım hâlâ ağrıyor. Bu kez onu susturmaya çalışmayacağım. Bedenimin bana ilk kez dürüst davrandığını düşünüyorum. Kapının ardında öğrenciler bekliyor. Onlara bugün ders vermeyeceğim.
Ayağa kalkıyorum.
Kürsüyü bırakmak kolay değil ama insanın kendisi olabilmesi için önce kendisine verilmiş olan “kendini” terk etmesi gerekir.
HAYATI
Friedrich Wilhelm Nietzsche, 15 Ekim 1844'te Prusya Krallığı'na bağlı Röcken'de dünyaya geldi. Babası Carl Ludwig Nietzsche bir Lüteriyen papazdı. Nietzsche henüz dört yaşındayken babasını, bir yıl sonra da küçük kardeşini kaybetti. Çocukluğu; annesi Franziska, kız kardeşi Elisabeth ve diğer kadın akrabalarının bulunduğu bir evde geçti. Bu erken kayıpların onun üzerinde derin bir iz bıraktığı düşünülür. Çocukluğundan itibaren son derece disiplinli ve çalışkan bir öğrenciydi. “Pforta Yatılı Okulu’nda” eğitim gördü. Ardından Bonn Üniversitesi'nde teoloji ve filoloji okumaya başladı; daha sonra Leipzig Üniversitesi'ne geçti. Burada özellikle klasik filoloji alanında büyük bir yetenek gösterdi.Nietzsche'nin akademik hayatındaki en şaşırtıcı olaylardan biri, henüz 24 yaşındayken Basel Üniversitesi'nde klasik filoloji profesörlüğüne atanmasıdır. Henüz doktora derecesini bile tamamlamamıştı. Üniversite yönetimi, olağanüstü akademik yeteneği nedeniyle ona istisnai bir biçimde profesörlük verdi. Böylece çok genç yaşta saygın bir akademik konuma ulaştı.
Ancak Nietzsche'nin hayatı kısa süre sonra akademik dünyanın düzeninden uzaklaşmaya başladı. “1870'te Fransa-Prusya Savaşı sırasında” kısa bir süre sağlık görevlisi olarak görev yaptı. Cepheden döndüğünde sağlığı ciddi biçimde bozulmuştu. Şiddetli baş ağrıları, görme problemleri, mide rahatsızlıkları ve çeşitli fiziksel şikâyetler hayatının geri kalanında onu sık sık zorladı. Nietzsche'nin özel hayatındaki en önemli kişilerden biri “Lou Andreas-Salomé” idi. 1882'de tanıştıkları zaman Nietzsche ondan çok etkilenmişti. Salomé, Nietzsche ve Paul Rée arasında karmaşık bir dostluk ilişkisi oluştu. Nietzsche'nin Salomé'ye evlenme teklif ettiği, ancak teklifinin kabul edilmediği bilinir. Ardından ilişkileri bozuldu. Nietzsche bu dönemde hem entelektüel hem de duygusal açıdan giderek daha fazla yalnızlaştı.
Kız kardeşi Elisabeth Nietzsche ile ilişkisi de hayatının önemli ve tartışmalı bir parçasıdır. Elisabeth, Nietzsche'nin düşüncelerini her zaman doğru biçimde temsil etmese de onun hayatında çok güçlü bir yere sahipti. Sonrasında Nietzsche'nin ölümünden sonra onun mirasının nasıl sunulduğu konusunda önemli bir rol oynadı.
1879 yılında, sağlık sorunlarının dayanılmaz hâle gelmesi üzerine Basel Üniversitesi'ndeki profesörlüğünden ayrıldığında henüz 34 yaşındaydı. Düzenli bir mesleği, sabit bir evi ve akademik kariyeri geride bırakarak daha gezgin bir yaşam sürmeye başladı. Bundan sonraki hayatı oldukça sıra dışıydı. İsviçre, İtalya ve Fransa arasında dolaştı; uzun süre tek başına yaşadı. Sils-Maria, Nice ve Torino onun hayatında önemli duraklar oldu. Çoğu zaman küçük pansiyonlarda veya kiralık odalarda kalıyor, günün büyük bölümünü yürüyerek geçiriyordu. Sağlığı elverdiği ölçüde yalnız başına uzun yürüyüşlere çıkıyordu.
Nietzsche'nin giderek artan yalnızlığı, hayatının son yıllarında daha belirgin hâle geldi. Arkadaşlıkları azalmış, ailesiyle ilişkileri karmaşıklaşmıştı. Buna rağmen zihinsel üretkenliğini sürdürdü ve hayatının son döneminde oldukça yoğun bir çalışma temposuna girdi.
Nietzsche artık kendi hayatını sürdürebilecek durumda değildi. Önce bir kliniğe götürüldü, ardından annesinin bakımına bırakıldı. Onun da ölümünden sonra bakımını kız kardeşi Elisabeth üstlendi.
Hayatının son yıllarında Nietzsche artık düşünsel çalışmalarını sürdürebilecek durumda değildi. 25 Ağustos 1900'de Weimar'da, 55 yaşındayken hayatını kaybetti. Nietzsche'nin hayatı dışarıdan bakıldığında büyük bir paradoks taşır: Çok genç yaşta akademik başarıya ulaşmış, sonra o kariyeri bırakmış; giderek yalnızlaşmış, şehir şehir dolaşmış ve hayatının son bölümünde ağır bir zihinsel çöküş yaşamıştır. Belki de hayatındaki en büyük kırılma profesörlüğü bırakmasıdır. Çünkü o andan sonra Nietzsche'nin hayatında hazır bir yol kalmamıştır. Artık ona bir kurum, bir görev ya da bir akademik unvan kim olduğunu söylemiyordu. Kendi yolunu bulmak zorundaydı.
ARDINDAN
Thomas Mann, Nietzsche'yi modern insanın ruhsal krizinin önemli figürlerinden biri olarak gördü. Daha sonraki yazılarında Nietzsche'nin sanat, ahlak ve kültür üzerindeki etkisini sık sık tartıştı. Mann için Nietzsche hem büyüleyici hem de tehlikeli bir düşünürdü.
Stefan Zweig, Nietzsche'nin hayatındaki yalnızlığa özellikle dikkat çekti. Onun trajedisini, olağanüstü zihinsel gücüyle giderek toplumdan ve insanlardan kopması arasındaki gerilimde görüyordu.
Rainer Maria Rilke de Nietzsche'den etkilenen isimlerden biriydi. Nietzsche'nin özellikle insanın kendi varlığını sorgulaması ve geleneksel değerlerle hesaplaşması, Rilke'nin düşünce dünyasında yankı buldu.
Sigmund Freud ise Nietzsche'nin insan psikolojisine ilişkin sezgilerinin dikkat çekici olduğunu düşünüyordu. Freud'un Nietzsche'yi doğrudan kaynak olarak kullanıp kullanmadığı konusunda ise daha dikkatli olmak gerekir. Freud, Nietzsche'nin bazı psikolojik gözlemlerinin kendi psikanalitik keşiflerine şaşırtıcı biçimde yaklaştığını kabul etmişti.
Carl Gustav Jung Nietzsche'yle daha açık biçimde hesaplaştı. Nietzsche'nin insanın bilinçdışı tarafına, bastırılmış yönlerine ve insanın kendi içindeki çatışmalara ilişkin görüşlerini önemli buldu.
Fakat Nietzsche'nin ölümünden sonra ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri kız kardeşi Elisabeth Nietzsche'nin onun mirasını nasıl sunduğu oldu. Elisabeth, Nietzsche'nin düşüncelerini kendi politik ve milliyetçi görüşleri doğrultusunda yorumladı ve Nietzsche'nin ölümünden sonra arşivini yönetti. Bu nedenle Nietzsche uzun süre, düşüncelerinin bütünüyle örtüşmediği milliyetçi ve antisemitik çevrelerle ilişkilendirildi. Bu durum özellikle II. Dünya Savaşı döneminde daha da karmaşıklaştı. Nietzsche'nin düşüncelerinin Nazi ideolojisiyle ilişkilendirilmesi, onun ölümünden sonra oluşan en tartışmalı miraslardan biri oldu. Daha sonraki Nietzsche araştırmaları ise bu imajı ciddi biçimde sorguladı.
En güzel tarafı şu: Nietzsche'nin ölümünden sonra aslında tek bir Nietzsche kalmadı. Sanatçıların Nietzsche'si, filozofların Nietzsche'si, psikologların Nietzsche'si, Nazilerin Nietzsche'si ve onlara itiraz edenlerin Nietzsche'si ortaya çıktı.
Bu nedenle ölümünden sonraki hikâyesi, hayatından neredeyse daha dramatiktir: O öldü fakat ardından herkes onun kim olduğunu yeniden keşfetmeye başladı.
ESERLERİ
Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik, Müziğin ruhundan trajedinin doğuşu (1872)
Über Wahrheit und Lüge im außermoralischen Sinn, Ahlâksal Olmayan Duygulardaki Gerçekler ve Yalanlar Üzerine (1873)
Die Philosophie im tragischen Zeitalter der Griechen, Yunanların Trajik Çağında Felsefe (1873)
Unzeitgemässe Betrachtungen, Zamansız Düşünceler (1873-1876)
Menschliches, Allzumenschliches- İnsanca, Pek İnsanca (1878-1879)
Morgenröte. Gedanken über die moralischen, Vorurte ile Tan Kızıllığı (1881)
Idyllen aus Messina, Messina'dan İdiller (1882)
Die fröhliche Wissenschaft, Şen Bilim (1882-1887)
Also sprach Zarathustra, Böyle Buyurdu Zerdüşt (1883-1885)
Jenseits von Gut und Böse, İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886)
Zur Genealogie der Moral, Ahlâkın Soykütüğü Üzerine (1887)
Der Fall Wagner, Wagner Olayı (1888)
Götzen-Dämmerung, oder, Wie man mit dem Hammerphilosophiert, Putların Alacakaranlığı (1888)
Dionysos-Dithyramben (1888)
Der Antichrist Deccal (1888)
Ecce Homo (1888)
Nietzsche Wagner'e Karşı (1888)
Putların Alacakaranlığı ya da Çekiçle Nasıl Felsefe Yapılır (1889)
Der Wille zur Macht, Güç İstenci (1901, el yazması, ölümünden sonra yayımlanmış)
KAYNAKÇA
* https://plato.stanford.edu
* https://iep.utm.edu
* https://learninglink.oup.com
* https://tr.wikipedia.org
* https://www.rem.routledge.com
*https://en.wikisource.org
* https://seop.illc.uva.nl
***



















