SONSUZLUĞUN FREKANSI 14 / GÖLGE GÜÇLERİN YÜKSELİŞİ
2. BÖLÜM
GERÇEKLERİN ÖTESİ
DOĞAN
Doğan, bir süre sonra belediye başkanıyla görüşemeyeceğini anlamış ve iki saat boyunca boşu boşuna beklediği belediye binasından iyice sinirleri bozulmuş bir halde ayrılmıştı.
Son dönemde başına sürekli böyle şeyler geliyordu. Önemli olduğu bariz olan her olayı kaçırıyor ve Alp tarafından, “Bu daha önemli. Senden başkası olmaz.” sözleriyle başka yerlere gönderiliyordu. Başlarda hiç şüphelenmeyen Doğan’ın içgüdüleri, artık dostlarının onu bilerek olayların dışında bıraktıklarını söylüyordu. Ama neden?
Filiz’in törenine bile katılamayacak ne yapmıştı? Doğan bir anda frene basıp durdu.
Tüm bunların tek bir nedeni olabilirdi; dostları ona güvenmiyorlardı. Yoksa büyücüler ona bir şey mi yapmışlardı, farkında olmadan onların casusu mu olmuştu? Doğan bunu öğrenmeli ve eğer böyle bir sorun varsa bunu bir an önce çözmeliydi. Nereye gideceğini biliyordu, yeniden gaza bastı ve yönünü değiştirerek Polonezköy’e doğru kararlı bir şekilde yola çıktı.
Mevhibe her zamanki gibi kapıda onu bekliyordu ama yüzünde daha önce hiç görmediği soğuk bir ifade vardı ve Doğan yanına vardığında selamsız sabahsız konuya girdi.
— Her şeyi yapmaya hazır mısın? Her türlü yolumuz kabulün mü?
Doğan artık kendisinde bir sorun olduğundan emindi.
“Evet.” dedi hiç tereddüt etmeden.
Mevhibe, “Bekle burada.” deyip kapıyı onun yüzüne kapattı.
Bir dakika sonra kapıyı daha önce hiç görmediği Uzak Doğulu bir kadın açtı. Doğan çok farklı bir enerjisi olan bu kadının gözlerine baktığı anda kendisini bir tuhaf hissetti. “Merhaba” bile diyemedi ama birkaç saniye içinde, hiç konuşmadan gözlerinde sıcak ve şefkatli bir ifadeyle kendisine bakan bu kadının huzurlu ve sakin enerjisi içindeki sıkıntıyı çekip almıştı. Sanki artık kendini ona teslim edebilirmiş gibi hissediyordu. Aya, onun bu hissini algıladığı anda elini uzatıp Doğan’ın başına dokundu ve Doğan onun bu dokunuşuyla anında bayıldı.
Aya elinin bir hareketiyle onu yere düşmeden yakalayıp havaya kaldırdı ve içeriye kadar havada sürükleyerek taşıdı ve yaşlıların tam ortasına geçerek nazikçe yere bıraktı. Yaşlılar gözleri kapalı, el ele bir dua okumaya, Gökçil ve Aya da Doğan’ı baştan aşağıya taramaya başladılar. Ona yapılan büyü tamamen temizlenmişti fakat zihninde gizlenmiş başka bir şey vardı. İki kardeş hayretle göz göze geldiler. Doğan’ın zihninde bir mesaj vardı ve bu mesaj sadece ve sadece kendilerineydi. Kimden geldiği de çok barizdi;
“Bize katılın! Birlikte Mavi Diyar’ı yeniden yaratalım ve yönetelim. Sevdiğiniz insanlar sizi önünde sonunda hayal kırıklığına uğratacaklar ya da birbirlerini öldürmeye devam edecekler. Yine de farklı düşünüyorsanız asla yolumuza çıkmayın! Gücümüzü sakın sınamayın! Barış antlaşmasına kadar cevabınızı bekliyoruz.”
Mesaj, yalnızca ikisinin duyabileceği bir frekanstaydı ve bittiği anda da Doğan gözlerini açtı. İki kadın onu son bir kontrolden geçirip kalıcı hiçbir sorunu olmayacağından emin olduktan sonra kalkmasına yardım ettiler.
“Merak etmene gerek yok Doğan. Artık iyisin.” dedi Aya ve Gökçil’le birlikte yaşlılara döndüler,
“Zihninde çok iyi gizlenmiş bir büyü vardı. Onu temizledik. Artık zihni tamamen kendisine ait.” dedi Gökçil. İçgüdüleri şimdilik gerçeği herkesten saklamaları gerektiğini söylüyordu. Aya’ya sormasına gerek bile yoktu, onun da aynı düşüncede olduğundan emindi. Fakat bu tüm hücrelerinde büyük bir ağırlıktı; Gökçil binlerce yıllık hayatında ilk kez yalan söylemişti.
PATRICIA MAYIS NİSAN
Mayıs ve Patricia havaalanından dönüş yolundayken sanki dünyanın en doğal davranışıymış gibi yeni çıkan müziklerden ve sevdikleri sanatçılardan bahsediyorlardı. Nisan, Patricia’nın Mayıs’tan utandığını, suçluluk duyduğunu ve asıl konuya girmemek için bu sohbeti başlattığını anlamıştı ama farkına vardığı bir şey daha vardı; Patricia’nın enerjisi Mayıs’a çok benziyordu. Onun da kendileri gibi olma olasılığı çok yüksekti. Başka bir boyutun varlığının çocuğu.
Bu düşünce, annesinin ve kardeşlerinin bu dünyadaki varlıklarını ve amaçlarını sorgulamasına neden oluyordu. İnsan olmanın ötesindeydiler belki ama sonuçta onlar da iyiye ya da kötüye yönelebiliyorlardı. Korya’dan kendisine akan bilgiler ve görüntüler bunları tam olarak açıklamıyordu. Kısa bir an için onların geldikleri yeri görmüş, önce ilahi bir yer olmalı diye düşünmüştü. Şimdiyse hiç emin değildi.
— Nisan! Nisan!
Mayıs’ın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
— Ha? Bir şey mi dedin?
— Nereye gidiyoruz diye sordum? Mevhibe teyzeme mi?
— Yok, onun önemli bir işi varmış. Benim eve gidelim. Senin evde Katya kalıyor ve başka odan da yok. Annem de sonra bize katılacak.
O sırada telefonuna gelen bir bildirime bakan Patricia bir anda panik oldu.
— Yokluğum fark edildi. Başka bir pasaportla uçtum ama babam beni istediği anda bulur. Bana ulaşmayacağı bir yere gidebilir miyiz?
“Baban mı?” diye sorarken Nisan bir anda durumu anladı, “Kaikara mı?”
Patricia çok şaşırmıştı,
— Evet ama siz nereden… Aman Allah’ım! Yoksa siz de mi?
— Evet Patricia. Annemiz Gökçil senin babanın kardeşi.
Patricia, neden çaresizce Mayıs'a ulaşma ihtiyacı duyduğunu şimdi anlıyordu. Evet, korunmak için gelinecek en doğru yer burasıydı ama bunu yapabilecek kişi Mayıs değil, annesiydi.
“Lütfen onun yanına gidelim. Çok korkuyorum.” dediği sırada Nisan çoktan gaza basarak hızlanmıştı. Bir yandan da gereken herkese haberi ulaştırmaya başladı.
Gökçil, “Bekliyoruz. Hemen buraya gelin.” dedi.
Mete de yanına beş yolcu şaman daha alıp motosikletlerle onlara eşlik etmek üzere yola çıktı.
RİN ve NOLAN
Boleslav, yanında Rin ve Aiman’la birlikte Yemen’den Yeşilköy’e, büyücü merkezine yakın bir yere ışınlandığı anda zihninde Kaikara’nın sesini duydu, “Patricia kaçtı!”
Kaikara öfkeden kudurmuş gibiydi. Boleslav bir süre sessizce onun küfürlerini dinledikten sonra sıkılıp, “Yeter Kaikara! Sakin ol! Sana söylemiştim onun farklı olduğunu. Niye bu kadar uğraştın onunla hiç bilmiyorum. En başından onu bu işe sokmayacaktın. Ne yapılması gerektiğini biliyorsun.” dedi.
— O benim kızım.
— Sevgin gözlerimi yaşartıyor ama başka çaren yok. Ya onu bırak ya da öldür.
— Hayır! O bana ait!
— Sen ve şu dev egon! Neredeymiş?
— İstanbul’da.
— Senin de olman gereken yerde Kaikara!
Kaikara cevap vermedi.
— Tamam, ben hallederim.
— Onu öldürmeyeceksin!
— Ne yapmamı istersin peki?
— Onu bul ve beni bekle!
“Tabii Kaikara, sen nasıl istersen.” dedi Boleslav alaycı bir tonda ve iletişimi kesti.
Boleslav içeri girdiği anda lobide bir hareketlenme olmuş ve büyücüler onu karşılamak için birbirleriyle yarışırcasına onun etrafında toplanmışlardı. Boleslav bir bakışıyla hepsini başından savdıktan sonra resepsiyona yaklaştı ve resepsiyon görevlisi kıza gülümsedi.
“Şule Hanım, hoş geldiniz.” dedi kız saygıyla.
— Merhaba tatlım. Nasılsın?
— Teşekkür ederim iyiyim. Ya siz?
— Harikayım! Yokluğumda neler oldu bakalım?
— Pek bir şey olmadı. Aaa olur mu? Unutuyordum az kalsın; Nolan geri döndü.
Aslında kız bunu söylemeyecekti ama Boleslav’ın karşısında dili birden çözülüvermişti.
— Hımm. Güzel. Peki şimdi burada mı?
“Çıktığını görmedim. Zaten planımız var bu gece için.” dedi kız. Son sözler ağzından çıktığı anda utançla başı önüne düştü. Neden kendini tutamamıştı ki nasıl olmuş da böyle bir şeyi en büyük patrona söyleme densizliğini göstermişti?
Boleslav, kızın Nolan’la ilgili planlarını zaten anlamıştı. Ama onu böyle konuşturmak çok hoşuna gidiyordu. Kıza yaklaşıp bir süre onun yanağını okşadı ve sonra çapkın bir ifadeyle göz kırpıp peşinde Rin ve Aiman’la asansöre doğru yürümeye başladı. Kız onun arkasından bakakalmıştı. Kendinden geçmiş bir haldeydi ve Nolan aklından tamamen çıkarken yerine Boleslav yerleşmişti.
Boleslav, rezidans bölümündeki dairesine girer girmez Aiman’ı büyülü bir uykuya soktu ve sonra elini Rin’in başına koyup onun Patricia’yı görmesini sağladı.
“İlgilenir misin? Büyük olasılıkla Nisan’la birlikte.” dedi göz kırparak. Nisan’ın adını duyunca heyecanlanmaya yakın bir ifade gelip geçti Rin’in yüzünden. “Tamam” der gibi başını sallayıp kapıya doğru yürürken Boleslav’ın sesiyle durdu.
— Onu öldürme, buraya getir! Ve Rin!
— Evet?
— Beni bir daha hayal kırıklığına uğratma!
Rin, hayatında ilk kez korktu, tüm bedeni bir an için buz kesti ama bu hissi uzun sürmedi. Daireden çıkıp asansöre yöneldi, asansör kattaydı. Kapı yana kayarak açıldığı anda zihninde bir an için annesinin sesini duyar gibi oldu. Bunu bekliyordu zaten, annesi ilk fırsatta ona ulaşmaya çalışacaktı ama bağlantı hemen kopmuş, annesinin sözlerinden de hiçbir şey anlamamıştı. Aklı karışık bir halde biraz bekledi, bir şey olmayınca omuz silkerek asansöre bindi fakat sonra birden tuhaf bir şekilde zihni puslandı ve ne yapacağını tamamen unuttu.
Nolan, resepsiyondaki kızla buluşmak için lobiye indiğinde Rin kararsız bir halde lobinin ortasında kıpırdamadan duruyordu. Nolan, onu ve farklı enerjisini hemen fark etti. Bu tuhaf kızın kim olduğunu merak etmişti, o sırada yanından geçen birine sorup onun Şule’yle birlikte geldiğini öğrenince merakı daha da büyüdü. Rin biraz sonra ana çıkış kapısına doğru döndü sonra da o yöne yürümeye başladı. Nolan bir an için kararsız kalsa da merakı ağır bastı ve hemen onun peşinden dışarı çıkıp onu takip etmeye başladı. Rin çok yavaş yürüyordu. Sanki ne yapacağını ya da nereye gideceğini bilmiyor gibiydi.
Biraz sonra dört yolun kesiştiği bir kavşakta durdu. Sanki o anda uyanmış ve nerede olduğunu anlayamamış gibi şaşkın şaşkın etrafına bakındı bir süre ama sonra kararlı bir şekilde geriye dönüp büyücü merkezine doğru yürümeye başladı. Ana giriş kapısının önüne geldiğinde durup yukarıya baktı ve bu defa daha kararlı adımlarla içeri girip gelen ilk asansöre bindi. Nolan, onun hemen ardından lobiye girdiğinde asansörün kapısı kapanmak üzereydi ve Rin’le o anda göz göze geldi. Kızın bakışları karanlıktan beslenen ve hiçbir şeyden korkmayan Nolan için bile ürkütücüydü. Takip edildiğini fark etmiş olmalıydı. Ama Nolan’ın vazgeçmeye niyeti yoktu, Rin’in hangi kata çıktığını görmek için bekledi. Asansör çatı katına kadar hiç durmayınca hemen çağır düğmesine bastı.
Çatı katında kimse yoktu. Rin de ortalarda görünmüyordu. Buradan gidebileceği tek bir yer vardı o da çatıydı. Çatıya, dönerek yükselen dar bir merdivenle çıkılıyordu. Nolan bu merdivenlere açılan kapıyı yavaşça itip yukarıya doğru çıkmaya başladı. Az sonra yüzüne çarpan rüzgâr, dışarıda şiddetli bir fırtınanın başladığının habercisiydi ama bu çok tuhaftı. Bu mevsimde böyle bir fırtına olamazdı ve az evvel hava çok sakindi. Birkaç basamak daha çıktı ve birden rüzgârın şiddetiyle geriye doğru sendeledi. Düşmemeyi başardı ama trabzana tutunarak son basamakları çıkarken iyice kafası karışmıştı. Havayı daima doğru sezerdi. Ne zaman yağmur yağacak ne zaman fırtına çıkacak bilirdi. Bu hava normal değildi.
Nolan düşmemek için, çatıya bir labirent gibi inşa edilen ve tüm yüzeyi dolaşan alçak duvarlara tutunarak ilerlemeye çalışıyordu. Ama rüzgâr yüzünden gözlerini açmakta ve önünü görmekte çok zorlanıyordu. Bu fırtınanın karanlık bir büyüyle yaratıldığından artık emindi. Her ne oluyorsa yalnızca gökdelenin çatısında oluyordu. Sonunda birkaç adım daha atınca Rin’i gördü. Rin, çatının ona en uzak ucunda tam kenarda duruyor ve avuç içlerini dairesel hareketlerle birbirine sürtüyordu. Fırtına onu hiçbir şekilde etkilemiyor ve elleri dışında bir milim bile yerinden kıpırdamıyordu. Nolan ona biraz daha yaklaşmak istedi fakat harekete geçmeye yeltendiği anda başına olağanüstü şiddetlibir ağrı saplandı. Sonra bacakları bedenini taşıyamaz hale geldi, yere kapaklandı ve acıyla yerde kıvranmaya başladı.
Yerden kalkamıyor, düşünemiyor, gözlerini bile açamıyordu. Algılayabildiği tek şey giderek büyüyen bir enerji alanının içinde olduğuydu. Az sonra ağrı daha da dayanılmaz bir hal almıştı. Nolan, burnu da kanamaya başlayınca yerde sürünerek Rin’den uzaklaşmaya çalıştı fakat tam o sırada, büyük bir basınç yaratarak beynini az sonra patlatacakmış gibi hissettiren enerji alanı, başının ağrısını da çekip alarak aniden yok oldu. Gözlerini açtığında rüzgâr dinmiş, güneş ışıkları yeniden çatıya düşerken kız ortadan kaybolmuştu.
Nolan bilmediği ve anlamadığı bir güçle karşı karşıyaydı. Önce Şule, şimdi bu kız… Artık hiçbir şeyden emin değildi. Yaşlıları bir kez daha uyarmayı düşündü ama bunun da işe yarayacağından emin olamadı. Tüm bu olanların, büyücülerin şamanlara karşı üstünlük sağlayacağı bir durum yarattığına inansa hepsini boş verip işini yapmaya devam edebilirdi. Ama sezgileri, bildikleri dünyanın iki taraf için de değişeceğini söylüyordu. Vaşalarına seslendi.
— Beni çıkarın buradan.
— Nereye?
Bilmiyordu. İlk kez nereye gideceğini bilmiyordu.



















