SOM DEĞİL KEDER
Alyam'a
Beni sana yurt eyleyen Tanrı
Bilirim ki taşlardan yontulmuştur önce
İlkin gözü oyulmuştur insan olanın
Yüreği sökülmüştür yerinden.
Bu yazılı tarih, doğru yazmadı aşkı
Kenan elinde
Bildiğini konuşmadı taşlar bile
Aşk diye yaşananı
Sakladı Züleyha’dan ve Yusuf'tan
El çekmedi o nazenin gül devri
O gönüller perveri
Hep Yusuf diye açtı gülünü
Züleyha diye soldu hep
Ahır zamandan beri.
Katışık, ve ergimesi yok bunun
Maddenin sakınımı kanunundan
Bir tek ölüler muaf tutulmuştur
Onu da doğulular bulmuştur
O derviş sabırlarıyla
Naftalin diye bilinmiştir
Orta doğuda kadınlar
Ev içlerinde ve yataklarında hüznün
Ayet el Kürsi okumuştur hepsi de
Hepsi de katı iken, buhar olmuştur
Yoktur bizim sıvı halimiz
Su olup akamadık bu yüzden
Güllerin ayağını yıkayamadık
Som değildir acımız
Yağmur dokunmuştur bize
Rüzgar dokunmuştur
Ağlamak ve hissiyat,
Yolmuştur ruhumuzun tarlasında açan gülü
Kendimize acımak,
Kezzap döküp kurutulmuştur
Beynimiz ki bu yüzden
Unutur olmuştur Neyman Ana’yı
Efendiyle kul arası
İyonik bağlar kurulmuştur
Bir fuar olmuştur evinin ilk baharı
Hafta sonları umuma açık
Mangal partileri verilmiştir
En başa ve en haşmetli koltuğa
Sineklerin tanrısı oturtulmuştur
Aramızdaki kovalent bağda
Gidip gelmez olmuştur elektronlar
Ki çok şükür
Kalbimizin DNA'sı bozulmamıştır.
Seni aşktan yana değerli kılan
Beni sınamakla emrolunmuştur
Bu yüzden ki çok şükür
Kuş olup uçmadayım acılarınla
Aşkın çarmıhına beni gerdiren
Bilirim ki yaradandır ol çarmıhı da
Yedi değil yetmiş milyar sevenin olsa
Levoisier Kanunu değişmeyecek
Senin çıplak ayağında gördüğüm yanma
Süveyda olacak göğsüne çıktığında
Ve Arşimet bağırarak fırlayacak sokağa
Evrekaa! Evrekaaa! Evrekaaa!



















