Advert

Sessizliğin Enkazı / Özlem Tarı

Yazan: Özlem Tarı -SESSİZLİĞİN ENKAZI

ÖYKÜ - 10-01-2026 13:22 495 kez okundu.

Sessizliğin Enkazı / Özlem Tarı
Advert

SESSİZLİĞİN ENKAZI

Karanlık oda pencereden sızan soğuk ay ışığı ile hafif aydınlanıyordu. Odanın zemini yeni yağmış kar gibi duran kağıt parçaları ile kaplanmıştı. Karanlığa gizlenmiş gibi görünen koltuğa gömülmüş silüet, hiç ses çıkarmadığından fark edilemiyordu.

Adamın nefesi, odanın dondurucu sessizliğinde bile duyulmayacak kadar zayıftı. Gözleri, yerdeki o beyaz kağıt yığınına -parçalanmış hayallerine, yarım kalmış itiraflarına ve hiç gönderilmemiş vedalarına- boşlukla bakıyordu. Ay ışığı yırtılmış kağıtların keskin kenarlarında parladıkça, odadaki soğukluk sadece havada değil, adamın ruhunda da donuyordu.

Dışarıda hayat akmaya devam ediyordu belki; ama bu dört duvar arasında zaman, kırık bir saatin yelkovanı gibi asılı kalmıştı. Artık ne toparlanacak bir umut ne de birleştirilecek tek bir cümle kalmıştı.

Masanın üzerindeki boş mürekkep şişesi, biten bir ömrün son damlası gibi devrilmişti. Pencereden giren ışık yavaşça çekilirken gölge koltuğu tamamen yuttu; geriye sadece beyaz kağıtların sahte parıltısı ve hiç bitmeyecekmiş gibi duran sağır edici bir karanlık kaldı.

Yerdeki kağıt parçaları sadece yırtılmış kağıtlar değil, bir zihnin infaz edilen düşünceleriydi. Her bir parçada yarım kalmış bir kelime, silinmiş bir isim ya da ucu yanmış bir pişmanlık gizliydi. Ay ışığı, "asla" ve "geç" kelimelerinin yazılı olduğu iki ayrı parçayı yan yana getirdiğinde, odadaki soğukluk yerini elle tutulur bir keder kokusuna bıraktı.

Koltuğa gömülen silüet, titreyen parmaklarıyla yerdeki bu enkazdan bir parça daha kopardı. Adamın zihninde, bu kağıtlara dökülen ama asla kurtuluş getirmeyen o ses yankılanıyordu: "Kimse duymayacaksa anlatmanın ne anlamı var?”

Adam, parmak uçlarındaki mürekkep lekelerine baktı. Kendi kanıyla yazmış gibi hissettiği bu satırlar, şimdi birer çöp yığınıydı. Gözlerini pencereye çevirdiğinde, gökyüzündeki ayın bile bir veda mektubundaki son nokta gibi donuk ve uzak olduğunu fark etti. Artık yeni bir kağıda, yeni bir cümleye başlayacak gücü kalmamıştı. İçindeki boşluk, odadaki karanlıktan daha büyüktü; çünkü o, sadece kağıtları değil, kendi hikayesinin sonunu da yırtıp atmıştı.

Gölge, koltuğun kumaşıyla birleşti. Artık odada bir insan değil, sadece yaşanmamışlıklardan ibaret bir hayalet oturuyordu.

Adam, elindeki son kağıt parçasını da parmaklarının arasından usulca yere bıraktı. Kağıt, havada süzülürken çıkardığı o hafif, hışırtılı sesle yere, diğerlerinin yanına indi. Bu, odadaki son sesti. Artık ne bir nefes alışın ritmi ne de bir kıyafetin sürtünme sesi vardı.

Zaman, bu odada artık doğrusal bir çizgide ilerlemiyordu; her şey, o koltuğun etrafındaki yoğun karanlığa hapsolmuş bir anın içinde donup kalmıştı. Ay ışığı, yavaş yavaş pencere pervazından aşağıya, odanın daha karanlık köşelerine doğru çekildi. Işığın terk ettiği her yer, soğuk bir yok oluşla mühürleniyordu.

Yerdeki kağıt yığını, bir kar örtüsü gibi sessizce her şeyi kaplamaya devam ediyordu. Masanın üzerindeki kalem, bir daha asla tutulmayacak olmanın vakarıyla olduğu yerde kaldı. Dış dünyada rüzgar esse de bir kuş kanat çırpsa da ya da uzakta bir yerlerde bir şehir uyansa da bu odanın sınırı o kapı eşiğinde bitiyordu.

Koltuğa gömülmüş silüet, karanlığın bir parçası haline gelmişti. Göz kapakları bir daha açılmamak üzere ağırlaştığında, zihnindeki son kelime de yerdeki kağıtların arasına karışıp kayboldu. Hiçbir açıklama yapılmadı, hiçbir veda duyulmadı. Sadece kar gibi soğuk beyaz kağıtlar ve o kağıtları yutan ebedi, sağır edici bir dilsizlik kaldı.

Aylar sonra kapı paslı menteşelerin acı feryadıyla aralandı. İçeri sızan taze hava, odadaki o ağır ve donmuş toz tabakasını dalgalandırdı. Giren yabancı, eşikte durup yerdeki manzaraya baktı; sanki zaman bu odada bir kış gecesi donup kalmış, kar fırtınası içeride kopmuştu.

Eğilip yerdeki sararmış kağıt parçalarından birini eline aldı. Kağıdın üzerinde sadece yarım bir cümle vardı: "...ama kimse..." 
Gerisi yırtılmış, cümlenin sonu karanlığa emanet edilmişti. Diğer parçaları eşeledi; hiçbirinde tam bir anlam yoktu. Hepsi bir yapbozun kayıp parçaları gibiydi; bir araya gelseler bile artık hiçbir resmi tamamlayamazlardı.

Gözleri odanın ortasındaki koltuğa kaydı. Koltuk boştu; ama kumaşındaki o derin çöküntü, sanki orada birinin değil de devasa bir kederin ağırlığının oturduğunu fısıldıyordu. Yabancı, elindeki kağıdı tekrar yerdeki enkazın üzerine bıraktı. Burada olan her neyse, dile dökülemeyecek kadar ağır olduğunu anlamıştı.

Pencereyi açmaya yeltenmedi bile. Bu odadaki sessizlik, bozulmaması gereken bir vasiyet gibiydi. Kapıyı arkasından yavaşça çekerken, içeride kalan tek şey; hiçbir zaman okunamayacak olan binlerce parçaya bölünmüş o koca sessizlikti.

***

Editör: Deniz İmre

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

Mor Salkım / Yadigar Uyar Özyapan

12-06-2026 - ÖYKÜ

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü -2. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

Köşklü Basri Efendi'nin Günlüğü -2. Bölüm / Hüseyin Mıngıroğlu

09-06-2026 - ÖYKÜ